ÇOCUKLARA KİTAP OKUMA ALIŞKANLIĞI NASIL KAZANDIRILIR?

Erhan İzgi Profil Resmi
Erhan İzgi

 

   Yıllardan beri eğitimcilerin, anne- babaların yapmak isteyip de yapamadıkları şey nedir, diye bir soru sorulsa; çocuklara kitap okuma alışkanlığı kazandıramamalarıdır, derim. Bu sorun Türkiye’nin yıllardan beri kanayan yarasıdır. Çocuklarımızdan kitap okumalarını hatta bunu alışkanlık haline getirmelerini isteriz; ama her nedense bir türlü bu işi başaramayız. Bunun üstesinden gelebilmek için anne ve babalara, biz eğitimcilere, milli eğitim bakanlığına büyük görevler ve sorumluluklar düşmektedir. Herkes kendine düşen görevi özenle ve istekle yerine getirirse; aile, okul ve çevre üçgeninde sağlıklı ilişkiler kurulursa; çocuklara istendik davranışlar ve alışkanlıklar kazandırılabilir.

Çocuğa okuma alışkanlığı kazandırılmasında en önemli etken ailedir. Anne- babalar çocuk için önemli bir örnektir. Çocuk, kişiliğini biçimlendiren ilk etkileri önce aileden sonra çevre ve okuldan alır. Bu bağlamda ailenin yaşadığı çevre, ekonomik durum, eğitim ve kültür düzeyi de önemlidir.

  Akıp giden zaman diliminde çocuğun kazanacağı olumlu ve olumsuz davranışların sorumlusu ailedir. Güzel bir alışkanlık olan kitap okumayı çocuklarımıza sevdirmek ve onlarda bu sevgiyi alışkanlık haline getirmek istiyorsak bilinçle ve sabırla çalışmak zorundayız. Bu nedenle İşe önce kendimizden başlamak ve bu çabayı sürdürmek bizim için kaçınılmaz bir görev olmalıdır.  Anne- baba olarak bizler çocuğun yanında kitap okursak çocuğu olumlu yönde etkileriz. Çünkü çocuk o yaşlarda anne- babayı, yani bizi rol model olarak almaktadır.

  Ömer Faruk Toprak, “ Duman ve Alev” adlı eserinde kitap okuma olayı ile ilgili anılarını ve babasının desteğini bakın nasıl anlatıyor: “Soğuk bir kış günü, ‘ocaklı ‘ odada babamla oturuyorduk. Postadan bir paket içinde küçük cep kitapları çıktı. Bunlar Maksim Gorki’nin “Arkadaşım” adlı hikâyesinin çevirisi ile Oscar Wilde’nin “Mesut Prens” adlı romantik hikâyesiydi. Babam ara sıra gözlüğünün üzerinden bana bakıyor, bir şey söylemeden kendi kitabına dalıyordu. Erkenden akşam olmuş, ben penceremin önünde az bir ışıkla küçük Gorki kitabını bitirmeye çalışıyordum. İlk tanışma idi bu. Birbirinden hoşlanmış iki insanın anlaşmaları önemli demek”

Çocukların yanında kitap okuyan ebeveynler, çocuklar için her zaman iyi bir örnek olmuştur. Bu nedenle çocuklardan önce anne-babaların okuma alışkanlığı kazanması mutlaka gerçekleştirilmelidir. Evde hiç kitap okumayan bir anne - babanın çocuğuna, kitap oku oğlum, kızım demesi ne kadar etkileyici ve inandırıcı olur? Çocuklar duyduklarından çok gördüklerine inanır ve onları benimserler. 

  Oğlumun çocukluk günlerini anımsıyorum. Eşim ve ben kitap okumayı sürdüren iki eğitimciydik. Bunu hem mesleğimizin gereği hem de zevk için yapıyorduk. 3-4 yaşına gelen oğlumuz, bizi evde çoğu zaman elimizde kitapla görürdü. Geceleri de kitap elimizden düşmezdi. Oğlum bizi taklit etmek için eline bir kitap alır, koltuğa oturur, birtakım sesler çıkararak kitap okuduğunu göstermeye çalışırdı. Bu durum çok hoşumuza gider, uzun uzun kahkahalarla gülerdik. Bu yüzden diyoruz ki çocukların anne- babayı kitap okurken görmesi çocuk için çok önemli ve etkileyicidir. Evin her köşesinde kitaplar güzel çiçekler gibi hem gözümüzü hem de ruhumuzu doyurmalı ve dinlendirmelidir.  

Gerçekten çocukların okuma alışkanlığı kazanmasını istiyor muyuz? O zaman çocuğun okul öncesi yıllarına dönerek bu konuyu enine boyuna inceleyip değerlendirmeliyiz. Kitapla yakınlık, kitapla dostluk, arkadaşlık bu yıllarda oluşur. Aileler, çocukları için evde küçük kitaplıklar kurup, çocuklarına okuduklarını burada sergileyip yeni aldıklarını da kitaplıklara yerleştirerek onları zenginleştirebilirler. Çocukların doğum günlerinde, bayramlarda ya da çocuklar başarılı olduklarında onlara kitaplar armağan etmek onların kitapları sevmelerine yardımcı olur.   

   Uzmanlar, çocukların yaş düzeylerini göz önünde tutarak okul öncesi ve okul sonrası dönem deyip çocukları bu dönemlere göre değerlendirmek ve onlara uygun kitaplar vermek gerektiğini ifade etmektedir.

Anne- baba olarak çocuklarımızı bebeklik döneminde kitaplarla tanıştırmalıyız, onlarla birlikte kitaplar okumalıyız desem bana güler geçersiniz. Ama işin gerçekten ciddi olduğunu söylersem, biraz durup düşünürsünüz değil mi? O zaman New York Üniversitesi’nde Öğretim üyesi olan Prof. Dr. Selçuk Şirin’in sözlerine kulak verelim: “Yeni doğan çocuğa doğduğu andan itibaren kitap okuyun! Daha da ötesini söyleyeyim: Bu, çocuğunuzun geleceğine yapacağınız en kıymetli yatırımdır. İddialıyım, evet,”  diyor.

     Anneler çocuklarını bebeklik döneminde ninnilerle uyutur. Bunlar çocuğun dünyasında doğada cıvıldaşan kuş sesleri gibidir. Zaman geçtikçe birçok anne- baba, çocuklarının mutlu olması ve sağlıklı gelişmesi için önceleri onlara masal anlatırlar. Masal anlatırken ya da okurken çocuğun dikkatini çekmek için masal kahramanlarını ses tonumuzla çocuğun gözünde canlandırmaya çalışmalıyız. Çocuk büyüdükçe resimli masal kitapları yerini az resimli öykü kitaplarına bırakmalı.

Okuma olayı, bir oyuna, bir eğlenceye dönüştürülürse daha etkili ve kalıcı olur. Masal okunurken çocuğun can kulağıyla dinlemesi de göz önünde tutulmalı ve zaman zaman çocuğun dinleyip dinlemediği denetlenmeli, masalla ilgili küçük soruların sorulması da ihmal edilmemeli. Akşamları çocuk yatağa girerken mutlaka bir masal anlatılmalı ya da okunmalı.

Anne ya da baba masal okuyacaksa çocuğuna, onu kucağına oturtmalı, çocuğun okunan masalı ve resimlerini görmesini sağlamalı. Bu durum çocuğun daha çok ilgisini çekecektir. Anne babanın en büyük sıkıntısı çocuklarına uygun masal ve öykü kitaplarını bulup bunlara sahip olamamasıdır. Bu konuda yararlanacakları kaynaklar yok denecek kadar azdır. Çocuk kitapları diye piyasada satılanların birçoğu çocuğun dünyasına ve kullandığı sözcük (dil) düzeyine uygun değildir. Bazılarının da iletisi yoktur. Kitaplar incelenip hatta zaman uygunsa okunarak alınmalıdır. Çocuk kitapları amacına uygun hazırlanırsa konunun uzmanı Dr. Halbey: “Resimli kitaplardaki eşya ve kişilerin küçük çocuk tarafından tanınması, onun haz duyması ve yaşamında başarılar edinmesi anlamına geldiği gibi, ilk dil ve hayal zenginliğini kazanması da buna bağlıdır.” diyor.

Resimli kitaplar çocukların hayatında önemli bir yer tutar. Bu kitaplara en fazla ihtiyaç duyulan evre çocuğun okuma yazma öğrendiği 6-7 yaş dönemine kadar sürüp gider. Bu dönem bebeklik, çocukluk ve okula hazırlık dönemi olarak da adlandırılabilir. Çocuğun her yaş döneminde ilgileri farklı olacağı için verilecek kitapların konusu da zamanla değişecektir. Bu nedenle çocuk kitabı yazacak ve resimleyecek olan kişilerin çocuğun dünyasını iyi bilmeleri, çocuk psikolojisi hakkında bilgi sahibi olmaları gerekmektedir.

    Eğitimciler, masal anlatmak yerine, masal okumanın çok daha etkili olduğunu söylemektedir. Çocuk, dinlemekten mutluluk duyduğu masalların, kitapların içinde olduğunu düşünecek ve böylelikle kitaplara karşı ilgi duyacaktır. Okunan masalları dinledikçe hayal gücü de zenginleşecek... Kitaplarda gördüğü resimleri yaşadığı çevrede ve doğada görmesi çocuğun bunları daha kolay tanımasına ve anlamlandırmasına neden olacaktır. Çocuğun yaşı ilerledikçe okuyacağı kitaplardaki resimler azaltılacak ve belli bir yaşa ulaştığında resimsiz kitapları severek okuyacaktır.

     Çocukların okuma alışkanlığı kazanmasında okulun önemi yadsınamaz. Öğretmenlerimize ağır sorumluluklar düşmektedir. Her şeyden önce uygulanan eğitim programlarımız amaca uygun hazırlanmalı. Eğitimin amacı çocuğa istendik davranışlar kazandırmak olduğuna göre kitap okuma alışkanlığı kazandırmak da en başta gelen amaçlarımızdan değil mi? İlköğretim sınıflarında görev alan öğretmenlerimize, Türkçe ve edebiyat öğretmenlerimize bu konuda büyük görevler düşmektedir.

    Yapılan inceleme, araştırma ve anketlerden şu sonuçların çıktığını belirtmek gerekli: Çocukların kitap okuma alışkanlığı kazanmalarında okulun ve öğretmenlerin başta geldiğini ifade edebiliriz. Bu konuda ilköğretim okullarında çalışan öğretmenler ön plana çıkmaktadır. Öğrencilerin kitapla tanışmasını sağlayanlar % 33 oranıyla sınıf öğretmenleri olduğunu anketler ortaya koymaktadır. Bu gerçekten yola çıkarsak çocukların okuma alışkanlığı kazanmasında öğretmenlerin büyük rolü olduğunu görmüş oluruz. Gerçekten çocuklarımızın kitap okuma alışkanlığı kazanması isteniyorsa okullarda ilköğretim sınıflarında mutlaka okuma saati ayrılarak çocuklara öğretmen ya da güzel okuyan öğrenciler tarafından onların düzeyine uygun kitaplar seçilerek okunmalı ya da okutulmalı; okunanların da çocuklar tarafından mutlaka anlatılması sağlanmalı, verilmek istenen ileti üzerinde durulmalıdır. Çok kitap okuyan öğrenciler ödüllendirilmelidir. Bunlardan önce okullarda sınıf ve okul kitaplıkları etkin duruma getirilerek çocukların yararlanmasına sunulmalıdır.

    Milli eğitim bakanlığı, tebliğler dergisinde çocuklara önerilecek kitaplar konusunda adam gibi bir çalışma yapıp listesini yayımlamalı. Çocuk kitapları mutlaka uzman kişilere yazdırılmalı, resimler anlatılanlarla örtüşmelidir. Bu kitaplar çocuğa iyimserlik aşılamalı, yaşama sevinci vermeli, çocuğa yurt sevgisi kazandırmalı, onun gelecekte iyi bir yurttaş olmasına katkı sağlamalı. Çocuk kitaplarına dini motifler sokularak çocuğun beyni dogmalar doldurulmamalı. Çocuğu düşünmeye, sorgulamaya götürecek içinde mutlaka bir iletisi olan ve dili çocuğun düzeyine uygun kitaplar hazırlanmalıdır.

Okullarda görev alan bütün öğretmenlerin kitabın önemini kavraması ve öğrencilere bu konuda örnek olması gerekmektedir. Bu görev sadece sınıf öğretmenlerinin ve Türkçe öğretmenlerinin değildir. Üzülerek belirtmek gerekli ki yapılan anketler öğretmenlerimizin pek çoğunun kitap okumadığını ortaya koyuyor. Eğer anne- babalar, öğretmenler okumayı alışkanlık haline getirebilirse sorun daha kolay çözülecektir. “Ağaca çıkan keçinin dala bakan oğlağı olur,” sözünü atalarımız boşuna söylememiştir.

      Çağımızda kitle iletişim araçlarının okuma alışkanlığına katkısı tartışılmaz derecede önemlidir. Televizyon programlarında kitaplarla ilgili teşvik edici, özendirici bir çalışma var mı? Vatandaşların izlediği dizilerde kitap okuyan birine rastlıyor muyuz? Hayır! Gazetelerin birkaçını ayrı tutuyorum, birçoğunda çocuklara, halka kitaplarla ilgili bilgi veriliyor mu? Ama öylesine gereksiz, içeriği incir çekirdeğini doldurmayan zırva konular anlatılıyor; fakat kitaplarla ilgili ne bir haberi ne de bir görseli görebiliyoruz. Hele hele son yıllarda günlük yaşamımıza giren bilgisayar, tablet ve akıllı telefonlar insanın gücüne güç katmakta, yükünü hafifletmektedir. Biz de ne yazık ki bu araçlar kötü bir alışkanlık yarattı. Yaşlımız, gencimiz, çocuklarımız bu araçların tutsağı oldu.  Çocuklar daha iki üç yaşında bilgisayarlarla ya da akıllı telefonlarla tanışıyor, zamanlarını bunlarla geçiriyor. Bunlar çocuklara daha cazip geldiği için onların kitaplardan uzaklaşmasına da neden oluyor. Aileler, çocuklarına bu konuda sınır çizmezse çocukları karanlık bir gelecek bekliyor demektir.

   Okumayı alışkanlık haline getirmek sadece bireylerin çeşitli yönlerden gelişmesi anlamına gelmez; ulusların kalkınma ve yükselmesi için de bir zorunluluktur. Dünyanın gelişmiş, ileri toplumlarıyla boy ölçüşecek düzeye gelebilmemizin temel koşullarından biri de kültür ve bilgi yönünden kendimizi geliştirmektir. Bunun yolu da kitap okumaktan geçer. Bu amacın gerçekleşmesi için devletin ailelerle işbirliği yapması kaçınılmaz bir görevdir. Önce örgün eğitim programları çağın gereksinmelerine göre düzenlenmeli; anne- babalar, öğretmenler sonra çocuklar iyi bir eğitimden geçirilmelidir.                



Diğer Yazıları