HOCAM NECATİGİL ANISINA

Erhan İzgi Profil Resmi
Erhan İzgi

Bu öğretmenler gününde değerli bir hocamı anmak istiyorum. 1970’li yıllar. İstanbul Eğitim Enstitüsü’nde (Öğretmen okulu) öğrenciyim. Çok değerli öğretmenlerimizden biri de Necatigil’di. Türkçe bölümüne pek derse girmez, Almanca bölümünü tercih ederdi. Yalvar yakar ikna edip dersimize gelmeye razı etmiştik.

 

Yumuşak bir ses tonu vardı. Can kulağıyla dinlerdik. II. Yeni anlayışında şiirler yazdığı için anlamakta zorlanıyorduk. Bazen anlayamadığımız şiirleri diğer hocalarımıza sorardık. Bize gülümseyerek yanıt verirlerdi. “Şiiri kim yazdıysa ona sorun, birinci kaynaktan öğrenin .” derlerdi

 

Hocalarımız bizim anamız babamız gibiydi. Her sorunumuzla ilgilenirlerdi. Çünkü bizler yatılı okuyan öğrencilerdik. Harçlığımız bittiğinde onlardan isterdik. Paramız geldiğinde de hemen öderdik. Bizlere öz çocukları gibi davranırlardı.

 

Necatigil Hocamız kendi dünyasında biriydi. Hiç boş durduğunu görmezdik. Ya bir şeyler okur ya da bir şeyler yazardı. Yanından güzel, deri çantasını ayırmazdı. Çantasında yazı denemeleri, notları ve bazı dergiler bulunurdu. Sanat, edebiyat, şiir üzerine konuşurdu hep. Yeni yazdığı şiirleri okurdu, bazen tahtaya yazardı. Anlayamadığımızı görünce dize dize açıklardı. Sevgi dolu bir insandı. Şiiri bize sevdiren değerli bir öğretmendi.

13 Aralık 1979 ‘da yitirdik, onu saygıyla anıyorum.

 

Türk Edebiyatı’nın önemli bir şairinin hastayken söylediği sözleri ülkeyi yönetenlere örnek olur düşüncesiyle aktarmak istiyorum.

 

 Bu olayı Hasan Pulur köşesinde şöyle anlatıyor:

Yıl 1979, Türkiye yokluk içinde, benzinyok, mazot yok, yağ yok, yok, yok. Demirel, bu şartlarla hükümeti Ecevit’ten devralmış. Biz de o tarihte Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kuruluna üye seçilmişiz. Âdet olduğu için Ankara’ya başbakanı ve bakanları ziyarete gidiyoruz. Tam bu sırada Hilmi Yavuz’dan haber geldi.

 “ Behçet Hoca çok hasta, acaba yurt dışına gönderebilir miyiz?” Ertesi gün başbakanlıktayız. Başbakanın makamına giriyoruz. O günün Basın-Yayın Bakanı BarlasKüntay’a “Hocanın durumunu söylüyoruz, siz başbakan’a söyleyin, ben de desteklerim” diyor.

Bir fırsatını bulup biraz umutsuz da olsa durumu Başbakan’a arz ediyoruz.  Demirel: “Ne demek? Türkiye Cumhuriyeti devleti, bir şairini, bir edebiyatçısını, bir öğretmenini o halde mi bırakacak? Olmaz öyle şey!”

 

Dönüyor Barlas Küntay’a: Hemen muameleye başlansın!

”Otele uçar gibi dönüyor ve Hilmi Yavuz’a haber veriyoruz. “Hocayı hazırlayın, neler yapılacağını bildirecekler!” Ertesi gün İstanbul’dayız, Hilmi’yi arıyoruz: “Maalesef hoca gitmiyor! Diyor.

Niye, diye soruyoruz:

-Hoca:

 “Memleket bu haldeyken, hastalara ilâç için dövizbulunamazken, röntgen filmi getirilemezken, bu yoksul milletin parasıyla dışarıya tedaviye gidemem, ölürsem, memleketimde ölürüm, diyor.” Ve bir süre sonra da ölüyor.

 

Gelin hep birlikte düşünelim: Bugün Behçet Hoca gibi ülkesini, halkını düşünen kaç politikacı, kaç devlet adamı, kaç bakan, kaç başbakandan söz edebilirsiniz? Bir elin parmakları kadar değil mi aklınıza gelen? Vatan, millet, Sakarya nutukları boş, aldatmaca. ”Ayinesi iştir kişinin; lafa bakılmaz.”

 

 Değerli Hocamın ölüm döşeğinde söylediği bu önemli sözlerden ülkeyi talan eden, tüyü bitmemiş yetimin hakkını yiyen, bir gecede trilyon kazanan, kendilerini ve yandaşlarını alın teri dökmeden zengin edenler ders çıkarırlar mı acaba? Rahat uyu Hocam! Bütün bu muhteremler gün gelecek unutulacak; ama sen bıraktığın değerlerle milletinin gönlünde hep yaşayacaksın!

 

Edebiyatımızın köşe taşı olan Behçet Necatigil’in iki dizesiyle yazımızı noktalayalım:

 

“Ya ümitsizsiniz ya da ümit sizsiniz

  Ya çaresizsiniz ya da çare sizsiniz”



Diğer Yazıları