ATATÜRK’ÜN DİL DEVRİMİ

Erhan İzgi Profil Resmi
Erhan İzgi

 

      Atatürk, cumhuriyeti kurduktan sonra Türk Tarih ve Türk Dil Kurumunu kurarak bir ulus için dilin ve tarihin ne denli önem taşıdığını ortaya koymaya çalışır. Bir ulus dili ve tarihi ile varlığını sürdürebilir. Osmanlı bir ulus olmadığı için kendine özgü dili de yoktu. Atatürk bunları bildiği için dil çalışmalarına gereken özeni gösterir.

     

 “İşitiyorum, benim dil ile tarihle uğraştığımı gören bazı kısa düşünceli kişiler: ‘Paşa’nın işi yok, dille, tarihle uğraşmaya başladı’, diyorlarmış… Yağma yok… Benim işim başımdan aşkın. Ben bugün ileri bir Türkiye kurmaya çalışıyorsam, yarının Türkiye’sinin temellerini atmaya da o kadar dikkat ediyorum. Bu yaptıklarımız, hiçbir millete düşmanlık değildir. Barıştan yanayız, barıştan yana kalacağız. Ama durmadan değişen dünyada, yarının olası dengeleri için hazır olacağız.”  (İsmet Bozdağ- Atatürk’ün Sofrası)  Not: Anlatan İhsan Sabri Çağlayangil)

          

 Harf devrimini  (1 Kasım 1928) gerçekleştiren Atatürk üvey evlat muamelesi gören Türkçeye yönelmenin ve gerekli özenin gösterilmesinin zamanı geldiğine inanır. Dilde devrim yapılmasının zorunluluğuna inanır. Atatürk, niçin dil devrimine gerek duymuştu? Osmanlılar döneminde Türkler horlanmış, küçümsenmiş; dilleri de geri plana itilmişti. Osmanlıca diye Arapça, Farsça ve Türk karışımı ne olduğu belirsiz bir dil kullanılmaya çalışılmıştı. Sadece Anadolu’da ve kırsal kesimlerde Türkçe konuşuluyordu. İbadet de Arapça yapılıyordu. Büyük önder şöyle düşünüyordu: “Dilin milli ve zengin olması, milli hissin gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil bilinçle işlensin. Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır,” der.

 

        Bu anlayışla yola çıkar, 12 Temmuz 1932’de Türk Dil Kurumu’nu, tüzelkişiliği olan bir dernek olarak kurarak Dil Devrimini başlatır. Türk Dil Kurumu (TDK), Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğünde ilk Türk Dili Kurultayını 26 Eylül 1932’de Dolmabahçe Sarayında toplar. Bilim ve sanat insanlarının yanı sıra yurdun her yerinden, her inanç ve kökenden yurttaşların da katıldığı kurultayda 26 Eylül, “Dil Bayramı” olarak kabul edilmiştir. Atatürk’ün sağlığında dil çalışmaları büyük ivme kazanmış, tarama, derleme ve sözcük türetme çalışmaları bütün hızıyla devam etmiş, birçok yazar, şair ve bilim insanı bu çabaya destek vermiştir. 1980’li yıllardan sonra Türkçe yabancı dillerin istilasına uğramış, bugün ne yazık ki bazılarının yazılarında ve konuşmalarında tanınmaz hale gelmiştir. Bir ulus için dil neden önemlidir? Bu soruyu ünlü filozof Konfüçyüs’e sormuşlar:

-Bir memleketi yönetmeye çağrılsaydınız yapacağınız ilk iş ne olurdu?

 Büyük filozof şöyle cevap vermiş:

-Hiç şüphesiz, dili gözden geçirmekle başlardım işe.

Dinleyenlerin hayret dolu bakışları karşısında sözlerine şöyle devam etmiş:

-Dil kusurlu olursa, sözcükler düşünceyi iyi anlatamaz. Düşünce iyi anlatılmazsa, yapılması gereken şeyler doğru yapılamaz. Ödevler gerektiği gibi yapılmazsa, töre ve kültür bozulur. Töre ve kültür bozulursa adalet yanlış yola sapar. Adalet yoldan çıkarsa şaşkınlık içine düşen halk, ne yapacağını bilemez. İşte bunun içindir ki hiçbir şey dil kadar önemli değildir.

Atatürk bu gerçeği gördüğü için yaşadığı süre içinde Türk ulusunun dilini, bağımsızlığını ve refahını hep gündemde tutmuş ve elinden geldiğince ömrü boyunca bu alanda durmadan çalışmıştır. Günümüzde pek çok siyaset adamı dil bilincinden uzak, Türkçeyi konuşamaz durumdadır. Siyasi parti liderlerinin birçoğu camdan geçen yazıyı okuyor. Doğaçlama bir konuşmayı beceremiyorlar. Duygu ve düşüncelerini açık, anlaşılır biçimde anlatamıyorlar. Başkalarını hazırladıkları metni okuyarak konuştuklarını sanıyorlar. Topluma örnek olacak kişiler Türkçeyi en güzel biçimde konuşup yazabilme becerisine sahip olmalıdır. Televizyon kanallarında birçok sunucu Türkçenin kaşını gözünü çıkararak konuşuyor. Sözcük seçimine hiç özen gösterilmeden pek çok yabancı sözcük kullanılarak Türkçenin yıkımına neden oluyorlar. Oysa her yurttaşın en önemli görevi ana diline gerekli saygıyı ve özeni göstermek olmalıdır.  



Diğer Yazıları