97. YIL

Ürer Konak Profil Resmi
Ürer Konak

24 Temmuz günü LOZAN Anlaşmasının imzalanışının 97. Yılı…. Hala arada sırada çeşitli şekillerde ortaya atılan, tartışılan bir konu… Bu günkü varlığımızın temeli, tapusu…

Konuya biraz gerilerden girerek yazmak istedim… Kurtuluş Savaşımız zaferimizle sonuçlanmıştı. Müttefik Devletler (İngiltere-Fransa-İtalya) ve kullandıkları Yunanlılar ile 11 Ekim 1922 de Mudanya Ateşkes Antlaşması imzalanmıştı. Gerçi Yunan temsilcisi korkudan gemiden inememişti ama onların yerine imzayı İngiliz Generali HARRİNGTON atmıştı. İstanbul Hükümeti çağrılı değildi.. Bu zaferi kazanan TBMM si Hükümetiydi.  Onun adına İSMET PAŞA Görevlendirildi. Ayrıntılarına girmeden Anadolu’yu, İstanbul’u, Trakya’yı ilgilendiren bir ateşkes antlaşması imzalandı. Trakya’mız savaşılmadan kazanıldı.

Asıl barış görüşmeleri LOZAN da yapılacaktı… Ancak büyük bir sorun ortada duruyordu. İstanbul’da padişah ve Hükümeti bulunuyordu. 22 Ekim 1922 de verdikleri bir notayla toplanacak barış görüşmelerine TBMM Hükümetiyle birlikte İstanbul Hükümeti de çağrıldı. Amaç belliydi. Birbirimize düşürmek, böylece isteklerini kabul ettirmek istiyorlardı. TBMM nin içinde de hala padişah ve halife taraftarları da bulunmaktaydı. Halbuki daha 23 NİSAN 1920 de TBMM si şöyle bir karar almıştı. “Padişah ve Halife, altında bulunduğu baskıdan kurtulduğu zaman, Meclisin yapacağı kanuni esaslar çerçevesinde vaziyetini alır” deniliyordu. M. Kemal’in arkadaşları arasında yer alan Rauf Bey (Orbay) şöyle diyordu: “Ben saltanat ve hilafet makamına vicdanımla ve duygumla bağlıyım. Çünkü benim babam, padişahın ekmeği ve nimetiyle yetişmiş Osmanlı Devletinin ricali (yüksek makamları) sırasına geçmiştir. Benimde kanımda, o nimetin zerreleri vardır. Ben nankör değilim, olamam!)

M.Kemal’in verdiği yanıt, “Padişaha da, babanıza da ekmeği bu millet vermiştir”

Tartışmalar olmuş, sonunda 1 KASIM 1922 de saltanat kaldırılmış, sorun çözülmüştür. Konferansa İngiltere-Fransa-İtalya, Yunanistan-Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı (Yugoslavya) Japonya Hükümetleri Belçika veTBMM si Hükümeti katılıyordu. Boğazlarda ilgili çalışmalarda, Karadeniz kıyı devletleri olarak Sovyetler Birliği, Romanya ve Bulgaristan’ın da katılması onaylandı. Ayrıca mali konularda Belçika’da katılıyordu.

17 Kasım 1922 de vatanın karar günlerinde yerinden kıpırdamamış olan Sultan Vahdettin, milletimizin zafer ve bağımsızlık gününde yabancılara sığınarak kaçmıştır. Bu Osmanlı İmparatorluğunun sonudur. Artık LOZAN’da yalnız Ankara Milli Hükümetinin temsilcileri tarafından temsil edilecektir.

20 Kasım 1922 de Lozan görüşmeleri başlar. Heyette çok iyi Fransızca bilen görevliler olmasına rağmen İsmet Paşa Fransızca’yı mükemmel konuşmaktaydı. Konuşma dili olarak Fransızca kabul edilmişti konferansta… Görüşmeler 21 KASIM 1922 den 24 TEMMUZ 1923 kadar olmak üzere 8 ay sürmüştür. Arada 4 ŞUBAT’tan 23 NİSAN’a kadar iki buçuk aylık bir ara söz konusudur. Bu aranın nedeni; görüşmelerin ilk devresinde Türk isteklerinin tamamen yerine getirilmemiş olmasıdır.

İsmet Paşa daha görüşmelerden önce Paris-Lion istasyonunda gazetecilere şu açıklamayı yapmıştı. “Ankara Hükümeti tam bağımsız bir Türkiye kurmak istiyor. Özellikle kapitülasyonsuz!” Karşımızdaki devletler; 1. Dünya Savaşı’nın galipleri Sevr’de galiplerin huzurunda önünü ilikleyip, el pençe duran, yalnız önüne sürülen esaret fermanını sessizce ve gözü kapalı imzalayan bir Osmanlı veziri göreceklerini sanıyorlardı. Halbuki burada İsmet Paşa’nın ve heyetin şahsında Türkiye, bir ricacı değil, bir muzaffer olarak bulunmaktaydı. Açılışın ilk günü İngiltere temsilcisi Lord Curzon konuşacaktı. Bunu öğrenen İsmet Paşa kendisine söz verilmeyeceğini anladı… Konferansın genel sekreteri olan İsviçreli temsilciye: “Curzon’dan sonra ben de konuşacağım. Kimsenin üstünlüğünü ve farklılığını kabul etmiyoruz. Daima bu ilkeyi dikkate alacaksınız. Bunu halledeceksiniz. Yoksa program dışı konuşurum. “Fransız delegesi M. Poincare olayı öğrenince devreye girmek istedi. Ama başaramadı. Yanıt çok kesindi. Yanıt çok kesindi. “Lord Curzon konuşmakta vazgeçsin, o zaman bende vazgeçerim”

Bu genç, nazik, alçak gönüllü, hatta çekingen generalin görünüşüne uymayan bir karakteri vardı: Zorlandıkça sertleşiyordu. İstediğimiz tek bir şey vardı. “Biz bütün uygar milletler gibi hürriyet ve istiklal, eşitlik istiyoruz.”

Fransız delegesi Mösyö Bombard İsmet Paşa’ya şöyle dedi, yanına yaklaşarak “Anlaşıldı. Sizden çekeceğimiz var.”

İki ay süren tartışma ve görüşmelerin birinci Türk isteklerinin tamamen yerine getirilmemiş olması, özellikle:

Kapitülasyonlar

Osmanlı devletinin eski borçları

Yunanlıların Batı Anadolu’da ile Doğu Trakya’da yaptıkları tahribatlara karşılık harp tazminatı

İstanbul’un ve Boğazların boşaltılması

Müttefiklerin istedikleri ödünler

Ayrıcalıklar

Irakla sınır meseleleri gibi

Sorunların çözülememiş olması, Türk ulusunun bağımsızlığına ne kadar bağlı olduğunu gösterir. Bizim için yaşamsal olan bu sorunlar üzerinde fedakarlıklar yapmak mümkün değildi. Konferans dağıldı.

Konferans dağılmış olmasına rağmen, Türkiye müttefik devletlerle ilişkilerini sürdürdü.

8 Mart 1923 te İsmet İnönü Dışişleri Bakanı olarak ilgili devletlere bir nota ile anlaşma taslağında ne gibi değişiklikleri yapmak istediğini bildirdi. Üç ay süren, tartışmalı çekişmeli müzakerelerden sonra çözüme ulaşıldı. Çözülmemiş iki konu kaldı: Musul Sorunu ve Osmanlı Devletinin borçları. O sırada Irak İngiliz işgalindeydi ve 25 yıl yönetimi altında kalacaktı. Osmanlı borçları, işgal sırasındaki yaptıkları giderleri istiyorlardı. Hesaplarına göre 50 milyon altındı. Buna karşılık Yunanlıların yaptıkları zararları ödemek istemiyorlardı. Kapitülasyonlar, azınlıklar konusunda çok tartışıldı. Lord Corzon “Hiçbir dediğimizi, makul olduğuna, haklı olduğuna bakmaksızın kabul etmiyor, hepsini reddediyorsunuz. Ne reddederseniz cebimize atıyoruz. Memleketiniz haraptır. İmar etmeyecek misiniz? Bunun için paraya ihtiyacınız olacak. Parayı nereden bulacaksınız? Para bu gün dünyada bir bende var, bir de yanımdakinde (ABD temsilcisi Mr. Child’i kastederek.) İhtiyaç için yarın para istemek için karşımıza gelip “diz çöktüğümüz” zaman bugün reddettiklerinizi cebimden birer birer çıkartıp size göstereceğiz.” Bu sözleri İsmet Paşa hiçbir zaman unutmayacaktı…

Tartışmalar, tartışmalar, sinir savaşları uzun sürdü. Burada tüm ayrıntılara girmek istemiyorum. Bu gün çoğunluğun bildiği maddeler üzerinde anlaşmaya varılarak 24 TEMMUZ 1923 te imzalar atıldı. Henüz devletimizin adı bile konulmamıştı. Özgür bir ulus olarak, Sevr’e boyun eğmeyen yeni Türk Devleti’nin bağımsızlık hakkını tüm dünyaya kabul ettiren uluslararası bir anlaşma yapıldı. Kapitülasyon sisteminin kaldırılmasının sembolü oldu. Antlaşma; insanlık ve uygarlık için hakkın, haksızlık üzerine çaldığı ve daima çalacağı yenginin bir anlatımıdır. Türk bağımsızlığının bir zaferidir. Yeni Türkiye, Lozan’da toprak kavgası yapmamıştır. Ulusal sınırlarımız çizilmiştir. Ancak ekonomik bağımsızlık savaşı yapmıştır. Toprak sorunlarında ödün vermiş, ekonomik bağımsızlık söz konusu olunca direnmiştir. Yazımı Ulu Önder’in sözleriyle sonlandırmak istiyorum: Diyor ki;

“Emperyalizm bizi affeder mi? Yüzyıllık emeğinin ürününü Sevr’i ve Üçlü Anlaşmayı tarihe gömdük. Hevesi kursağında kaldı. Affetmez. Bizi yine uyutmak, istediklerini yaptırmak isteyecektir. Onun için gözümüzü daima dört açmalı ve çok çalışmalıyız. Tarihimizi iyi bilmeli, bağımsızlık bilincini güçlendirmeliyiz”

Kaynaklar :

1) Atatürk hakkında Hatıralar ve Belgeler, Afet İnan, Türkiye İŞ Bankası Kültür yayınları, 21. Basım Ekim 2019

2) İkinci Adam, Şevket Süreyya Aydemir, Remzi Kitabevi 1968

3) Cumhuriyet, Turgut Özakman, Bilgi yayınevi-Ekim 2009

4) Milli Kurtuluş Tarihi, 4. Cilt, Doğan Avcıoğlu- Tekin Yayınevi 1979

5) T.C. Tarihi, Cilt I, Syf 371-389, Atatürk Araştırma Merkezi