Gençlik ve Bayramı

Erhan İzgi Profil Resmi
Erhan İzgi

19 Mayıs Ulusal Kurtuluş savaşımızın başlangıç tarihidir. Türk ulusunun özgürlüğe, bağımsızlığa ve güzel günlere ulaşmak amacıyla yola çıktığı önemli bir gün. Büyük önder Atatürk ve silah arkadaşları, Türk halkıyla kendilerinden kat ve kat üstün olan düşmana karşı destanlar yaratarak parçalanmak üzere olan ülkeyi kurtarıp genç Türkiye Cumhuriyetini kurmuşlardır. 19 Mayıs 1919 Türk devrim tarihi açısından bu nedenle çok önemli bir tarihtir.

 

Atatürk, kurduğu cumhuriyetin sonsuza dek yaşaması ve korunması için sağlam bekçilere ihtiyaç olduğunu düşünmüş ve bu önemli günü gençliğe bayram olarak armağan etmiştir. Ancak Atatürk,  bunu yaparken Türk gençliğine bir görev, bir sorumluluk da yüklemiştir. Gençliğe Türk istiklalini ve Türk cumhuriyetini sonsuza dek koruma ve kollama görevi vermiştir.

 

Atatürk, cumhuriyeti niçin orduya, köylüye, esnafa, işçiye, memura emanet etmedi de gençliğe emanet etti? Biliyordu ki gençlik, diğer kesimlerden daha dinamik, daha uyanık, daha kararlı, daha cesaretli ve daha azimli olan bir topluluğu oluşturuyordu. Bu nedenle cumhuriyete ve devrimlere sahip çıkabilecek tek güç gençlikti. Bu yüzden gençliğin iyi yetiştirilmesi gerekiyordu.

 

Atatürk’ün istediği gençlik çalışkan, bilgili, ulusunu seven, cumhuriyete ve devrimlere bağlı, Türk toplumunun değerleriyle bütünleşmiş, dünyayı tanıyan, ilerici, aydınlıktan yana bir gençlikti. Cumhuriyetin ilk yıllarında böylesi bir gençlik yetiştirilmeye çalışıldı. Atatürk’ün ölümünden bu yana bunca yıl geçmesine karşın acaba O’nun istediği gençliği yetiştirebildik mi?

 

Gençliğimiz, yakın tarihimizi (Cumhuriyet tarihi) edebiyatımızı, müziğimizi, kültürümüzü, folklorumuzu, tiyatromuzu, ulusal değerlerimizi ne kadar biliyor? Yapılan anketler ürkütücü… Lise öğrencileri arasında yapılan bir araştırmada öğrencilerin yüzde 97’si Mona Lisa’yı tanıyor, yüzde 98’i Müşfik Kenter’i tanımıyor. Yüzde 98’i Amerikalı rap şarkıcısını tanıyor, yüzde 90’ı Fazıl Say’ı tanımıyor. Yüzde 81’i Brad Pitt’i tanıyor, yüzde 51’i Mehmet Akif’i tanımıyor. Eğitime büyük hizmetleri olmuş Hasan Âli Yücel’i yüzde sekseni tanımıyor.  Demek ki Atatürk’ün istediği gençliği yetiştirememişiz, uyguladığımız eğitim, gençliği kendine yabancı kılmıştır.

 

Bir gün yolum X Üniversitesine düştü. Tıp fakültesinde işlerimi bitirdim ve duraktan geçen halk otobüsüne bindim. Otobüs öğrenci doluydu. Üşenmedim saydım otobüstekileri, tam kırk yolcu vardı. Bunların içinde yaşları ve dış görünüşleri nedeniyle sekiz on kişi öğrenci olmayabilirdi. Otuz üniversite öğrencisinin içinde tek birinin okuduğunu görmedim. Kendi kendime düşündüm ve onlar adına utandım. Öğrencilik yıllarımı anımsadım. Kitap, gazete, dergi elimizden düşmezdi, hem gece hem gündüz...  

 

Geçen yıllarda üniversitesi olan bir kente gittim. Rastlantıya bakın ki otobüsün içi gençlerle doluydu. İlkin bir anlam veremedim, sonra tatil dönüşü okullarına döndüklerini anladım. Yolculuk boyunca gençlerin doğayı seyrettiklerine tanık oldum. Kitapla araları yoktu; ama gazete de mi okuyamazlardı. Gördüklerime bir anlam veremedim. Ellerinde cep telefonları… kulaklarına taktıkları araçla müzik dinliyorlar, çevreyle kesinlikle bağlantıları yok. Üzüldüm, kahroldum. Gençlikle ilgili umutlarım, düşlerim yok olmaya başladı. Yine de Türkiye’de Atatürk’ün istediği bir gençliğin var olduğunu düşünmekten kendimi alamadım. Gençlerimiz, sanatla ve edebiyatla pek ilgilenmiyor. Onlar için geyik muhabbeti geçerli bir de futboldan konuşmak spor sayılıyordu. Cep telefonları ve internet gençleri hem yalnızlığa hem de mutsuzluğa götürdü. Yüz binlerin hatta milyonların içinde herkes kendi yalnızlığını yaşıyor.

 

Burada biz eğitimcilerin ve eğitim politikalarını sürdüren yöneticilerin kutlanması gerekli. Uyguladığımız çağ dışı, içi boş eğitimle gençlerimizi böylesine duyarsız, kültürsüz, sorumluluktan uzak, kendine yabancı, düşünemeyen bireyler durumuna getirmişiz. Ellerine verdiğimiz işe yaramayan diplomalarla da işsizler ordusuna katmışız. Ne mutlu bizlere… Gerçekten de biz bize yetiyoruz, başkalarının kötülüğüne gerek yok.

 

Ulus olarak yeni kuşağı, çağın koşullarına uygun yetiştiremezsek, onları hayata hazırlayamazsak geleceğe güvenle bakamayız. Geleceklerini güvence altına alan toplumlar bireylerini iyi yetiştirmiş toplumlardır. Bu nedenle her şeyin başı eğitimdir, bu gerçeği asla unutmamalıyız. Yönetenlerin masal anlatmaktan vazgeçmesi gerekli… Güzel günlerin yaşanması ve yaşatılması dileğiyle Atatürk Gençliğin bayramı kutlu olsun!   



Diğer Yazıları