AALEN-ANTAKYA KÜLTÜR DERNEĞİ’NİN KARDEŞ KENTLER 8. BULUŞMASI (5)

Erhan İzgi Profil Resmi
Erhan İzgi

19 Ocak 2020 Pazar

Hava yağmurlu ve soğuk…  Bu gün gezeceğimiz çok yer vardı. Yağmurdan dolayı gezemiyoruz. Yeni yapılan Hatay Müzesine gidiyoruz. Gerçekten görülmeye değer. Daha önce köprübaşındaki müzeyi görmüştüm. Burasını ilk kez göreceğim. Yaşlı olmanın ilk kez yararını görüyorum. Müze bize ücretsiz... Adam yerine konduğumu mu yoksa adam yerine konmadığımı mı düşüneyim? Doğrusu herhalde şu olmalı:  “Siz bu topluma hizmet ettiniz ve yaşınız da 65’i geçti, saygı ve değeri hak eden insanlardansınız. Parasız geçin. “Acaba böyle mi düşünmek gerekli? Benim işime geldiği için böyle düşünüyorum.

Müzeye girdikten sonra, müzeyle ilgili kitap ya da tanıtıcı yayın arıyorum; ama istediğimi bulamıyorum. Girişte M.Ö ki yıllara ve M.S ki yıllara ait eserleri görüyoruz. Taş devri, tunç devri deyip devam ediyor.

 Tarih öğrencilere müzelerde öğretilir; sınıflarda, dört duvar arasında değil! Bizim tarih öğretme gibi bir derdimiz yok.  Anadolu nice uygarlıklara beşiklik etmiş kim bilir! Acaba bundan yeterince haberimiz var mı? Müzede binlerce eser sergileniyor, en çok mozaikler dikkatimi çekti sonra da lahitler…

   Gelin size müzenin en önemli kral heykellerinden biri olan Kral Şuppiluliuma’ yı kısaca tanıtayım. Heykel Amik ovasında Tell Tayinat Höyük’te bulunmuş, bazalt taşından yapılmış, Geç Hitit Krallığı Dönemi’ne ait… Heykel, büyük boyutlu olup kral sakallı anlatılmıştır. Gözler alabildiğine iri ve dikkat çekici, başında bir başlık… Eser bir buçuk metre yüksekliğinde ve bir buçuk ton ağırlığındaymış. Heykelin arka kısmında Luvi dilinde yazıt bulunmakta…

Lahitlerin sergilendiği bölümün dışında ayrı bir odada mermer işçiliğinin ve ustalığının sergilendiği bir muhteşem lahit dikkatimizi çekiyor. “Antakya Lahiti”, Hatay Arkeoloji müzesinin eşsiz güzellikteki eseri. Bu eser Roma dönemine aitmiş.  

Lahitin üzerindeki figürler mezarın oldukça saygın birine ait olabileceğini düşündürmektedir. İşçilik ve görsellik bakımından etkileyici bir öneme sahip olan Antakya Lahitinin dört tarafında farklı figürler sergilenmekte. Her figür müthiş bir ustalığı yansıtmakta… Mermerin bir kumaş gibi özenli ve ayrıntılı işlenmesi karşısında insanın hayranlık duymaması mümkün değil… Lahitin içersinden çıkan değerli eserler ve bireylere ait iskeletler olduğunu öğreniyoruz, Lahit bu eserlerle birlikte özel bir odada sergileniyor.

Bir iki eserden daha söz edelim: “Tanrıça İştar Heykelciği”… Genç Tunç Çağına aitmiş, rengi ve özel bir taş olan Lapis Lazuli taşından yapılmış olması nedeniyle farklı bir özelliğe sahipmiş.

“Antakya Tykhe’si”:  Antiocheia (Antakya)’nın şansı, bahtı, talihi ile ilişkilendirilen Antakya Tykhe’si Antakya’nın şehir surlarını, Orontes (Asi Nehri) ve Habib-i Neccar Dağı’nı sembolize etmesi açısından hem sikke hem de heykel olarak karşımıza çıkmaktadır.” Yolunuz Antakya’ya düşerse mutlaka bu müzeyi görmelisiniz.

Ayrılık saati yaklaşıyor. Aracımıza biniyoruz. Hava alabildiğine soğuk ve yağmurlu; ama bizi ısıtan dostların sıcak sevgisi...  Öğle yemeği yiyeceğiz ayrılmadan önce...  

Yemek yenecek restorana geliyoruz. İçerisi dolu, ama kimlerle? Bizi yalnız bırakmayan, her etkinlikte yanımızda olan dostlar… Sıcak bir karşılama… Masalar hazırlanmış, ev yapımı turşular, humus ve daha başa yiyecekler…  Ardından tepsi kebabı…  En çok hoşuma giden ne diye sorarsanız? Bu son yemekte sunulan “tini” dir derim.  Konuşmalar, şakalar havada uçuşuyor. Herkes mutlu, en çok da biz elbette... Tepsi kebabı, turşu ve tini bana ilâç gibi geliyor.  Elimde olsa zamanı durdurmak isterdim, dostlarla daha uzun konuşmak ve bir sevgiyi paylaşmak adına…

Artık ayrılık zamanı gelmişti,  Nisan ayının ortalarında Yalova’da buluşmak dileğiyle tek tek vedalaştık dostlarla. Aracımız bazı arkadaşları terminale bırakacak bizi de havaalanına götürecekti. İçimizde bir hüzün, bir suskunluk, konuşacaklarımız bitmiş ya da konuşmaktan yorulmuş, kanadı kırık kuşlar gibiydik. Antakyalı bütün dostlara gönül dolusu teşekkürler.

 Buluşmalar çok güzeldi; ama ya ayrılıklar… Ayrılıklar, özlemler olmasa mutluluklar, sevinçler olur muydu? Nice güzelliklere kanat açmak, sonsuz maviliklerde sevgiyi, dostluğu ve barışı daha da çoğalmak umut ve dileğiyle...



Diğer Yazıları