AALEN-ANTAKYA KÜLTÜR DERNEĞİ’NİN KARDEŞ KENTLER 8. BULUŞMASI (3)

Erhan İzgi Profil Resmi
Erhan İzgi

Dünden devam

Etkinlik sonunda akşam yemek yiyeceğimiz yere gidecektik; ama yeri bilmiyorduk. Aracımız da yeni gelen konukları almak için havaalanına gitmişti.  Cemile Cereb Hanımefendi bize rehberlik ediyor. Hava soğuk olduğu için ara sokaklardan hem kestirme hem de rüzgârın olmadığı yerlerden götürüyordu.  Yürürken konu künefeye gelmişti. Cemile Hanım en güzel künefenin yapıldığı bir restorana götürüyor bizi.  Bir mola, sıcak bir söyleşi…  Cemile Hanım, Nuri Bey, Leyla Hanım, Özgür Bey ve Ben Erhan İzgi… Hem çayları yudumluyor hem de öykü, şiir ve tarih konularına dalıyoruz sessizce…  Sonra Cemile Hanımın eşi geliyor (Mehmet Bey) tanışıyoruz, oturup fazlaca konuşamıyoruz; çünkü akşam yemeği için bizi bekleyen arkadaşlarımızın yanında olmalıyız. Biraz yürüyüp akşam sporu yapıyoruz.

İlginç bir mekân yemek yenecek yer, iki katlı yapı... Duvarları taş, tavanlar ahşap… Taşın soğukluğu ile ahşabın sıcaklığı nasıl da bütünleşmiş, uyuşmuş…  Bir gerçeğin altını kalın kalın çizmek gerekli; burada kaldığımız günlerde öğlen ve akşam yemeklerini hep Antakyalı dostlar üstlendi. Mehmet Akarsu Bey başta olmak üzere diğer konukseverlere gönül dolusu teşekkürler…  Yemeğimizi yerken geçmişten, gelecekten; sanattan edebiyattan söz ediyoruz… Yemekten sonra otele dönüp söyleşiye kaldığımız yerden devam...

18 Ocak 2020 Cumartesi

Sabah otelde kahvaltı ve öğleden sonra Gazi evinde yayıncılıkla ilgili konuşmalar yapılacak ve şiirler seslendirilecek.

Aracımızla kent merkezine gidiyoruz. İlk durağımız “Habib-i Neccar Camii”…

“Günümüzdeki camii Osmanlı dönemi eseridir. Etrafı geleneksel yapım tarzıyla yapılmış ve bir kısmı tescillenmiş medrese odaları ile çevrilidir. Mimarisi 17. Yüzyılda yapılmış olan caminin ortasında 19. Yüzyıl eseri bir şadırvan bulunur. Camiye büyük sivri sağır kemerli taç kapı ve ortasında bulunan kemerli bir kapıdan girilir. Son cemaat mahalline bitişik dikdörtgen kaideli poligonal gövdeli ve ahşap şerefeli pabuçlu bir minaresi vardır. Minarenin sağında Habib-i Neccar, Şemun Safa; solunda Yahya ve Yunus’un türbeleri vardır. Yapı Anadolu’da yapılan ilk cami olarak bilinir. Antakya’nın el değiştirmesine bağlı olarak defalarca yıkılmış ve sonradan tekrar yapılmıştır.” Bu bilgiyi camii duvarındaki yazıdan öğreniyorum. Geziye devam… 

“Antakya Katolik Kilisesini görüyoruz. Kentin eski mahallesinin tipik bir evinde bulunan Antakya Katolik Kilisesi yaklaşık 200 yaşındadır ve 1989-1991 yıllarında restore edilmiş ve özgün yapısını korumuştur. Roma ile bağlantılı olan Katolik Kilisesi 1846’da Antakya’da tekrar kurulmuş ve üç kez yer değiştirmiştir. 1977’ den beri buradadır. Hristiyanlar için önemli bir yerdir. Çünkü Petrus, Pavlus, Barnabas,  Luka ve Markos da dahil olmak üzere İsa’nın bazı havarilerinin yaşadığı eski Yahudi mahallesinde bulunmaktadır.  Bir camii sınırında ve Havradan çok uzakta olmayan bir noktada Katolik Kilisesinin bulunması bir dostluk, saygı ve hoşgörü belirtisidir.” Bu bilgileri de duvardaki yazılardan alıyorum.

Gezeceğimiz, göreceğimiz yer Antakya çarşısı… Herkes almak istediklerini alıyor. Çeşit yönünden zengin bir çarşı… Baharatların ve salçaların en güzelini ve lezzetlisini bulmak mümkün... Ne ararsanız burada bulabilirsiniz…  Gazi evine giderken Antakya’nın dar sokaklarından ve taş yapılar arasından geçiyoruz.  Tarih kokan sokaklar sanki size geçmişi anlatıyor… Eğer dilinden anlıyorsanız! Kentte Fransız kültürünün izlerini görmek de mümkün.



Diğer Yazıları