KADINA ŞİDDET

Kadri Güler Profil Resmi
Kadri Güler

25 Kasım Kadına Karşı Şiddete Müca dele Günü, bu yıl Türkiye de daha çok ses getirdi.
Kadınlarımız şiddete karşı örgütleni yor.
Aslında şiddet yalnız kadınlara karşı işlenmiyor. Her türlü canlıya karşı şiddet büyüyerek artıyor.
Türkiye gibi az gelişmiş erkek egemen toplumlarda kadına şiddet ve kadın cina yetlerinde artış çok büyük. 

Necati Kartal’ın dün yazdığı gibi, “1999-2019 arasındaki 30 yılda yalnız Türkiye'de 16.300 kadın daha öldürüldü. Türkiye'de 2016' da 304, 2017'de 353, 2018'de 280, 2019'da 424, yani toplam 1.361 kadın öldürüldü.”
Dikkat ederseniz kadın cinayetlerindeki artış 17 yıllık AKP iktidarı döneminde ivme kazanmış. Muhafazakar, olan AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında bugüne öldürülen veya ailesi, eşi tarafından dövülen kadınlarımız acaba kaç kişidir?
Kadınlarımıza karşı şiddetin giderek artmasının nedenlerinin araştırılması bir sos yolojik ve psikolojik olay olmasının yanında eğitimsel bir olgu olduğu gerçeği de var.
Osmanlıdan beri toplumdan soyutlanan kadınlar, erkeğinin kulu gibi algılanmışlar, sosyal yaşam ve cemiyet içine sokulma mışlar, kafes ardında bir yaşama layık görülmüşlerdi.
Kadının sosyal yaşama ve cemiyet içine yer alması Cumhuriyetle birlikte başladı.    
Bu da Atatürk sayesinde oldu.
Yaşamın kadın erkek ortak bir bütün olduğunu, belirten Mustafa Kemal, Cumhuri yeti kurduktan sonra kadınlara seçme ve seçilme hakkını 5 Aralık 1934 yılında Anayasa ve Seçim yasasında yaptırdığı değişikliklerle kabul ettirdi. 
Daha öncesinde ise 1930 yılında kadınların belediye meclislerine seçilmeleri ve köylerde muhtar olmaları 1930 yılında çıkarılan yasalarla sağlandı.
Bunlar kadınlara özgüven sağlamada, toplumda erkeklerle hizmeti paylaşmada, ev ekonomilerine katkı koymada yararlar sağladı.
Özgüveni olan kadınlar kendilerine karşı oluşacak şiddetlere karşı koymaları daha da artacaktı.
Bunda başarının sağlandığını söylemek olanaksız.
“Kadınların sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etme” sözü, kadına karşı şiddeti, saygısızlığı ve ayrımcılığı anlatan en güzel         sözlerden biridir.
Toplumumuzda ailelerde bu söz uzun yıllar etkinliğini koruduğu için erkek egemen eğitimsiz toplumlar kadına şiddeti dinsel etki lerle de makul saydı.
Miras paylaşımında bile kadını dışlayan, erkek karşısında yarısı miras hakkına sahip bir ayrımcılık da gözden kaçmamalı. 
Asırların birikimi, kadını ikinci sınıf vatan daş görme duygusu yanında şiddeti de getirdi.
Kadına şiddet yalnız eğitimsiz kişilerden gelmiyor. 
Bu ortamda yetişip, belli eğitim almış kişiler de, geleneksel olarak ailelerinden aldıkları kültür ile şiddet uygulayabiliyorlar.
Kadına şiddet duygusu eğitimle orantılı olarak azalsa da, kadınların toplumda örgüt lenmeleri, sosyal yaşamda yer almaları, ekonomik güçlerinin artması şiddete karşı durmalarına neden oluyor.
Bu şiddet yalnız bizim toplumumuza özgü bir davranış biçimi değildir. Dünyanın dört bir köşesinde kadına şiddet yaşanmaktadır.
Bunun için Birleşmiş Milletler 25 Kasım günü için Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü ilan etmiş, bu günde dünyanın dört bir köşesinde kadınlar meydanlarda cinslerine karşı şiddeti kınamışlar, ve örgütlenme çağrılarını yinelemişlerdir.
İlçemizde Pazar günü Gemlik Belediyesi Kent Konseyi Kadın Komisyonu, kadına karşı şiddete dikkat çekmek için Zeytindalı Meydanı’nda bir tiyatro gösterisi düzenledi.
Ancak, ne yazık ki bu gösteriye gerekli katılım kadınlardan gelmedi. Kadınlarımız önce davalarına sahip çıkmalılar.
Verilen hakları kullanmasını bilmezlerse şiddette daha çok karşı karşıya kalırlar.
Tabi devletin de bu şiddetleri azaltması için gerekli yasal düzenlemelerde caydırıcı yasalar çıkarmaları da önem taşır. 
Siyasilerin nutuk atmaları sorunu çözmez, artırır. Bir ülkenin kadınlarına yani annelerine gösterilecek saygı, o toplumun gelişmişliğini gösterir.
Gerisi laftır.



Diğer Yazıları