Mustafa Kemal’in en sevdiği meslek Gazetecilik...

Kadri Güler Profil Resmi
Kadri Güler

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal, 1911 yılında dünyanın en güçlü ülkelerinden İtalyanlar, Osman lı’ya bir ültimatom vererek Trablus garb’ın 24 saat içinde kendilerine veril mesini isterler. Bunu bile beklemeden işgal girişimi başlatarak, güçlü donan malarını limanlarına gönderirler. 
Osmanlı, Balkanlarda başlayan isyanlar nedeniyle güçsüzdür ve Trablusgarb’ı gözden çıkarmıştır. 
Bu durumu içine sindiremeyen üç kahraman Mustafa Kemal, Enver Paşa, Eşref Paşa (Sencer) İstanbul’da Enver Paşa’nın evinde buluşur ve Trablusgarb’ı İtalyanlar’a bırakmama kararı alırlar.             

Hükümetten izin çıkmaz ama bu üç çılgın türk kararlıdır sivil olarak, değişik kılıklarla Trablusgarb’a giderler. 
Rahatsızlığım döneminde elimde yarım kalmış olan kitapları okuyorum. 
Tarihçi Cemal Kutay’ın yazdığı “Osmanlı Trablusgarb’ında (Libya) İtalyan İşgaline Direnen Üç Türk’ün Anıları” kitabını bitirdim. 
Gerçekten parasız pulsuz Libya çöllerine giden ve yerli halkı örgütleyen bu üç kahramanın İtalyanları kıyılardan içlere sokmayan maceraları çok önemlidir. 
Enver Paşa’yı herkes tarihten tanır. 
Ama, Eşref Paşa’yı (Sencer-Kuşcubaşı) tanıyan azdır. Bu üç kahraman İtalyanlar’a kök söktürür ve ilerlemelerini önler. 
Mustafa Kemal’in Kasr-ı Harun Savaşında bir harabenin içinde kireçle örtülü duvarlardan çıkan yoğun toz bulutu ile sol gözü zedelenir. 
Kör olma tehlikesi vardır. 
Doktorları mutlaka Avrupa’da tedavisine devam etmesini salık verirler. 
Bu yazıda, Mustafa Kemal’in bilinmeyen bir yanını sizlerle paylaşıyorum. 
Bakalım beğenecek misiniz?
GAZETECİLİK VE MUSTAFA KEMAL 
Fuad Bulca anlatır;
“Trablusgarb’a giderken üzerimizde, askerliğimizi anlatacak hiçbir işaret yoktu. 
Rütbelerimizi ve vazifelerimizi, birbirimizin bilmesi kafi geliyordu. Mustafa Kemal’in gözleri hastalanıp, Eşref Beyin temin ettiği mütehassıs Suriyeli Dr. Münir Bey ve Dr. Hakkı Beyin müşterek kararıyla tedavi için bir yabancı memlekete gitmesi şart halini alınca, bunun, Bingazi Umum Kumandanı Enver Beye (Daha sonra Harbiye Nazırı ve Başkumandan Enver Paşa) söylenmesi gerekiyordu. Eşref Bey Enver’le konuştu, Enver Bey bütün imkanların seferber edilmesini, para ve pasaport teminini Eşref Beye havale etti, kendisi de bizzat geldi, geçmiş olsun dedi ve hemen yola koyulmamızı istedi. 
Bütün bu gönülden ve samimi alaka arasında, pasaportu temin edecek olan Mısırlı Prens Ömer Tosun Paşaya, takma meslek ve unvanlarımız için mektup gönderilmesi icabet ediyordu. Eşref bana dedi ki: 
“Hangi mesleği tercih edersiniz? Pasaportta ne olduğunu kaydettireyim?”
Doğrusu, askerlikten başka bir meslek hiç düşünmemişti. Mustafa Kemal, Eşref Beyin çadırında, yatağına uzanmış, benim vereceğim cevabı bekliyor gibiydi. Kendisine baktım. Açık sol gözünü kırpıştırdı: 
“Mesleklerden meslek beğen... Böyle cömert meslek tevki eden bir başka lutufkar zat bulamaz, sonra kalbinin derinliklerinde saklanmış bir mesleği söylemediğin için istirab çekersin.”
Ben kendisine sordum: 
“Peki... Sen neyi tercih ediyorsun?”
Mustafa Kemal düşünmeden cevap verdi: 
“Gazeteciliği...”
Bu, onun gerçekten sevdiği bir işti: Güzel yazar, güzel konuşurdu.. Fakat hemen ekledi: 
“Eğer Eşref Bey pasaporta böyle bir meslek yazdırtmayı uygun görürse..”
Eşref Bey hemen cevap verdi: 
“Ne demek. Elbette muvafık görürüm. Lisan bilirsiniz, güzel yazar, güzel konuşursunuz. Herhalde bizim Bab-ı Ali mensuplarını aratmazsınız...”
Hep beraber güldük. 
Ve, ikimiz de, Viyana yolculuğunda birer “gazeteci” idik. Anlaşılan o devirde, gazeteci demek kafi geliyordu. Çünkü, pasaportumuzda hangi gazetenin mensubu olduğumuz kayıtlı değildi amma, yolda Mustafa Kemal böyle bir sual karşısında kalırsak ne cevap vereceğimizi de düşündü. Beğendiği gazetenin adını söyleyip bir tartışmaya vesile olmak istemem... Fakat bu beğenilen isimde, hür ve serbest ruhunun izlerine rastlanabilir”
Sivasta, Milli Mücadelenin en karanlık günlerinde, tek yaprak üzerine bastırdığı İrade-i Milliye ve Ankara’ya gelişinin hemen haftasında kurduğu Hakimiyyet-i Milliye’nin kökü, görüyorsunuz ki, epey derinlerde...



Diğer Yazıları