DATÇA GEZİ NOTLARI... (2)

Ürer Konak Profil Resmi
Ürer Konak

Dünden devam...

Eski Datça’nın girişindeki kahvehane de Can Yücel’den kalan bir kaç resim, bir kaç şiir ve yarım kalmış şarap bardağı sergilenmekte... İnsan üzülüyor... Koca ozanın anısına sahip çıkılmamış, değerine uygun hiçbir şey yapılmamış. Ama yine de adı yetiyor koca ozanın... Yüz lerce yerli turist onun evini görmek için buraya geliyor. 
Eski Datça’nın köy pazarı da gezilip, görülebilecek yerlerden biri... Yöresel ürünler köylüler tarafından burada satılmakta... Neler yok ki... Başta badem, bal, bamya, çeşit çeşit otlar, seb zeler, dağlardan toplanmış şifalı otlar, keçiboynuzu, keçi boynuzu unu, peynir ler... Pazar yeri kalabalık... Yazlıkçılar çoğun lukta, bir de yerli      turistler. Fiyatlar uygun. Yolunuz düşerse gezin, bir şeyler alır... Özellikle bademi. 
Yolun üzerinde bir de yağhane bulunmakta.. Reklamı olacak ama çok güzel düzenlenmiş, çeşit çeşit zeytin çeşitleri, yağı, zeytinyağından üretilmiş kremler, şampuanlar ve zeytin ağacından yapılmış oyuncaklar, ev eşyaları satılan bir reyonu var. Tatlı, güleryüzlü bir hanım kızımız burada görevli... Bizimkilere epeyce bir şeyler satmayı başardı. Buranın adı OLİVE FARM. Neden benim memleketimde de buna benzer bir yer yok. Çok sayıda              turist gezmekte, bir şeyler satın almakta. 
Yeni Datça, güzel planlanmış, en fazla 3-4 katlı evlerden oluşmuş... Hemen hemen tüm evler beyaz renkli... İki liman var şehirde. Çok korunaklı, fırtınalara kapalı. Yerli ve yabancı yatlar buralarda demirlemişler. Gezilecek en belirgin yerler Kumluk ve Sevgi Yolu. Bunlar birbirini izleyen sahilde uzanan yürüyüş yolları.. Kumluk yolunda lokantalar çoğunlukta. Begonvil ve çiçeklerle donanmış bir yol. Lokantaların önü kumsal. Akşamları masalar sahile kuruluyormuş. Çoğunlukla balık lokantaları. Vitrinlerinde çok çeşitli balıklar bulunmakta. Datça’nın üç (b) si meşhurmuş. Bunlar balık-badem-bal... Bir (b) de ben ekleyeyim : Bamya. Etti dört (b). Neden bamya derseniz çok iri, tombul bamyaları var. Eski Datça’yı gezerken mevsimine denk gelirseniz köylü pazarında en çok satılan ürünlerden biri de ondan... 
Son günümüzü KNİDOS antik kentine ayırdık. Datça merkeze 30-35 km. uzakta. Yarımadanın en ucunda kurul muş... 10-12 yıl önce geldiğimizde burayı gezme fırsatım olma mıştı. İki minibüse binerek biraz virajlı ama çok güzel asfaltlı bir yoldan, çam ormanları, zeytinlikler, bademlikler, makiler arasından ve güzel küçük köylerin arasından geçerek gidiliyor.... Bu antik kenti görünce insan şaşırıyor... Ege ile Akdeniz’in birleştiği noktada kurulmuş... Bugün Akdeniz’den Ege, Marmara ve Karadeniz’e giden gemilerin çoğu buradan geçmektedir. Antik çağda da yelkenli gemiler dinlenmek, erzak, su sağlamak veya ticaret malı almak için mutlaka uğrarlarmış. Kötü havalarda da sığınılacak iki limanı bulunmakta. Küçük olan limanın girişinde kuleler ve surların bir bölümü hala ayakta... Her antik kentimizde görmeye alıştığımız tarihi eserlerin yağmalanması öyküsünü burada da duymak üzüntü verici. 
Şehrin koruyucu baş tanrıçası olan AFRODİT’in en güzel iki heykeli o dönemin en ünlü heykeltraşı PRAKSİTELES tarafından yapılmış. Birisi tamamen çıplak, diğerinin üzerinde kıvrımlı bir kumaş bulunmaktay mış. Yakınındaki KOS adasındaki yaşayanlar giyinik olanı seçerek büyük paralar ödeyerek bu heykeli satın almışlar antik çağda. Tarihte ilk kez heykeltraş lıkta böylesine cesurca bir kadın vücudu işlenmiş. Heykeli görmek için çok yerlerden insanlar buraya gelirler miş. Buradan geçen gemiler uğramadan geçmezlermiş. 
Ancak 1858 li yıllarda İngiliz Arkeolog CHARLES NEWTON, devrin padişahından izin alarak her tarafı kazar, bulduğu eserleri savaş gemilerine yükleyerek kaçırır. Bunlardan en önemlisi olan KNİDOS ASLAN’ı bu gün LONDRA’daki British Museum önüne konulmuştur. 
Daha sonraki dönemlerde (1967-1977 yılları)  Amerikalı Arkeolog Prof. Dr. IRIS LOVE, Afrodit heykelini bulma sevdasıyla şehri delik deşik eder... Bugün heykelin sadece kaidesi vardır. Ne olduğu  bilinmiyor. 
Devamı yarın...