RUSYA GEZİSİ (2)

Erhan İzgi Profil Resmi
Erhan İzgi

Dünden devam

 

Rehberimiz zaman zaman Rusya ve Moskova hakkında bilgiler veriyor. Moskova trafik konusunda biraz İstanbul’a benziyor. Ancak metro büyük ölçüde halkın ulaşımını kolaylaştırmış. Moskova yeşillikler içinde bir kent. Tver’e kadar her yer yemyeşil. Boş bir alan yok. Şehirlerarası yollarda yolcu taşıyan otobüs de yok, sadece turist otobüslerini görmeniz mümkün. Halk yolculuğunu trenle yapıyormuş. Sovyetler Birliği dağılınca Rusya kapitalizme merhaba demiş. Otobanlar en az üç şeritli, merkeze yaklaştıkça ve merkezde yollar daha da genişliyor ve şerit sayısı artıyor.Güzergâhımızın üzerinde bulunan Klinşehrin`de Çaykovski Evi ve Müzesini gezeceğiz; ama bu mümkün olmuyor. Onarım işlemleri yapılıyormuş.

İlk anda neler hayal etmiştim? Biz Türkler ve Ruslar, sanatçılarının anılarına nasıl sahip çıkıyorlar diye düşündüm.Ülkemizde Burgaz adada Sait Faik, İstanbul’da Aşiyan Tevfik Fikret,  Diyarbakır’da Cahit Sıtkı, Datça’da Can Yücel gibi şair ve yazarlarımıza ait evler ve son yıllarda müze olarak kullanımı çok önemli… Ancak, biz sanatçılara yeterli ilgi ve değeri ne yazık ki gösterememiş bir toplumuz. Nazım Hikmet’in yıllarca yattığı Bursa cezaevi yıkılmış yerine ucube bir adliye sarayı yapılmıştır. Sinop’ta Sabahattin Ali’nin yattığı cezaevi bir zamanlar bir harabeydi. Şimdi ne durumda bilmiyorum. Bunlar edebiyat dünyamızın köşe taşlarıydı; buralar korunup restore edilerek müze haline getirilemez miydi?Ne acıdır ki geçmiş yıllarda düşüncelerinden ve yazılarından dolayı cezaevlerinde yatmak zorunda kalan Nazım Hikmet, Sabahattin Ali, Kemal Tahir, Aziz Nesin, Orhan Kemal, Ahmet Arif ve daha nicelerinin anılarını yaşatıp onlarındeğerini bilmedik. Gelecek kuşaklara da istenilen biçimde aktaramadık. Böyle bir karşılaştırma yapmaktan yoksun kaldık. Yolculuğumuz Tver’e doğru devam ediyor.

Rehberimize soruyoruz, Rusya’da milli gelir nedir, diye. Kişi başı 25 bin dolar olduğunu öğreniyoruz. Sosyalist bir toplum beklerken kapitalizme ayak uymaya çalışan ve kapitalist bir toplum olma konusunda çaba harcayan bir toplumla karşılaşıyoruz. Rusya’da kumar oynamak ve sokakta içki içmek yasak…  Konutların yüz elli metre uzağında sigara içilebiliyor, daha yakınında sigara içmek de yasak… Gezerken gördüm turistler mi yoksa Ruslar mı elektronik sigara içmeyi tercih ediyorlar. Sokaklar ve caddeler tertemiz, pırıl pırıl… Hani bal döksen yalanır derler ya işte böylesine temiz.

Sovyetler Birliği Döneminde bürokratlar, yüksek yetki gücüne sahip olanlar ve yöneticiler en iyi yerlerde oturuyormuş. Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra bu yapılar oturan kişilere mülk olarak verilmiş. İyi bir caddede küçük bir evin kirası iki bin dolardan başlıyormuş. Rusya’da sıradan çalışan vatandaşların aylık geliri iki yüz dolar civarındaymış… Özel okul yok denecek kadar azmış. Olanların da ücreti yıllık iki bin ila üç bin dolar arasındaymış. Ülkede okuma yazma bilmeyen yok.

Tver’e doğru giderken uzun çam ağacına benzer ağaçlara rastlıyoruz. Rehberimiz bunlar huş ağacıdır, çeşitli amaçlarla kullanılır, daha çok mobilya yapımında… Zaman zaman yol kenarlarında villaya benzer evler görüyoruz ahşaptan yapılma... Bunlar çok süslü sayılmazlar, küçük bahçeleri var. Bizim köy evlerinden farklı. Köye benzeyen küçük yerleşim birimleri… 1991’den sonra devlet bu evleri oturanlara mülk olarak vermiş. Bahçelerinde yetiştirdikleri sebzeleri kilise önlerinde ya da başka yerlerde satarak aile bütçelerine katkı yapmaya çalışıyorlarmış. Bir de kent yakınlarında ekonomik durumu iyi olanlar bahçeli küçük evleri kullanabiliyorlarmış

Devlet; sanatçı, devlet memuru, sporcu ve devlet adına çalışanlara biraz torpil yapmaktaymış. Müdür ve daha yetkili olan kişilerin evleri daha büyük ve daha lüksmüş.

Yolculuğumuz sırasında sürekli yeşillikler görüyoruz. Suyun bol olduğu bir ülke… Arazi sanki bizim Konya ovası gibi dümdüz. Su sorunu yok, ekilen ya da dikilenler sulanmıyor, toprağın nemiyle büyüyorlarmış.

Tver şehrine vardıktan sonra otele yerleşip dinlenmeye çekiliyoruz.



Diğer Yazıları