“BATIŞ YILLARI” TARİHTEN DERS ÇIKARMAMAK!

Erhan İzgi Profil Resmi
Erhan İzgi

Bu sözler size neleri anımsatıyor, neleri çağrıştırıyor? Atatürk’ün yanında uzun yıllar kalan Falih Rıfkı’nın bir eserinin adı. Osmanlı devletinin çöküş yıllarını ve nedenlerini yaşanan olaylara dayanarak akıcı bir dille anlattığı eserinin adı. Falih Rıfkı’nın, “Çankaya, Babamız Atatürk, Zeytin Dağı, M. Kemal’in Mütareke Defteri ve Atatürkçülük Nedir? “  gibi kitaplarını okumuştum. “ Batış Yılları” okuyamadığım bir eserdi. Bir kez değil,defalarca okunacak,herkesin hele hele gençlerin mutlaka okuması ve dersler çıkarması gerekli bir başucu kitabı.

Yazar, eserini yazmaktaki amacını şöyle anlatıyor: “Maksadım, bugünün ve yarının gençlerine batış ve dağılış yıllarının hikâyelerini anlatmak ve onları Türkiye’nin geleceği üzerinde daha uyanık tutmaktan ibarettir.” diyor.

Anlatılanlar 1900’lü yıllardan başlayarak 1960’lı yıllara dek uzanıyor. Bu zaman diliminde yaşanan üzücü ve sevindirici olaylar günümüze ve geleceğimize ışık tutacak şekilde dile getiriliyor.

Osmanlıda birçok tabur kumandanının okuma ve yazma bilmediğini, sarayda borçla yaşanan göz kamaştırıcı hayatı, halkın sefil, perişan görünümünü ve cahilliğini, azınlıkların birinci sınıf vatandaş olduğunu, aynı zamanda ticaret, bankacılık gibi alanlarda söz sahibi olduklarını, devlet adamlarının karıştığı yolsuzlukları ve daha niceleri…

Balkan Savaşları ve Osmanlının toprak kaybetmeye başlaması, bunların nedenleri küçük örneklerle ve akıcı bir dille roman havası içinde anlatılmaktadır. Eser aslında bir anılar yumağı gibi. Okudukça okumak isteyeceğiniz bir özellikte. Osmanlının son döneminde İttihat ve Terakki partisinin yönetime nasıl etki ettiğini; Talat, Enver ve Cemal Paşaların saray ve ordu üzerindeki etkilerini, I. Dünya Savaşı’na kimler tarafından nasıl sokulduğumuzun ayrıntılarını bu eserde görmemiz mümkün.

 Türkçülük akımı ve temsilcilerinin toplum üzerindeki etkileri, azınlıklara karşı Türklüğün öne çıkarılması, savaş nedeniyle asker kaçaklarının had safhaya ulaşması ve Kurtuluş Savaşı’nda yaşanan sıkıntılar ve Atatürk’ün ortaya çıkışı, cumhuriyetin kurulması, Atatürk’ün ölümünden sonra tekrar orta çağa dönüş çabalarını bütün çıplaklığıyla görebiliyoruz.

Bir yazısında bakınız neler anlatıyor Falih Rıfkı: “ Tanzimat gibi,1877 ve 1908 demokrasileri gibi 1946 demokrasisi, 27 Mayıs gibi… Cumhuriyetten öncekiler ortaçağlı bir din devleti gölgesi altında sivil bir devlet ikizliğini gidermeyi düşünmeye bile cesaret edemediler. Ortaçağımız 1923’e kadar devam etti. Türkiye’nin dertlerinin neler olduğunu, kurtuluşun nasıl olacağını düşünerek Batı sistemini gerçek bir devrimci ve bir tek devrim gördük. O devrimci Atatürk ve o devrim Atatürk’ün yaptıklarıdır. Yazık ki devrimciliği kendisi ile beraber gömülmüştür.”

“1946’dan sonra Türkiye’ye demokrasi tuhaf bir politikacılık ahlakı getirmiştir. Kulüplerde, toplantılarda, davetlerde; rüşvetçi, soyguncu, yalancı olduğunu bildiklerimize başımızı çeviriyor muyuz? Hayır! Hele bunlar o yüzden zengin olmuşlarsa, el üstünde tutuyor muyuz? Evet! Öyleyse çocuklarımızdan niçin namuslu, doğrucu ve samimi olmalarını istiyoruz?”Geçmişte yaşananlarla günümüzde yaşananlar arasında ne gibi farklar var? Yıllar geçmiş olmasına karşın neden bir arpa boyu yol alamadık, yaşananlar “Türkiye’nin Batış Yılları “ mı? Ne dersiniz?  Düşünelim biraz!        



Diğer Yazıları