DEVRİM ŞEHİDİ KUBİLAY

Ürer Konak Profil Resmi
Ürer Konak

...1930 lu yıllar. Cumhuriyet kurulalı yedi yıl olmuş... Ardı ardıra devrimler yapılıyor... Halifelik kaldırılmış, eğitim ve öğretim birleştiril miş, yabancı okullar Milli Eğitim Bakanlığı mıza bağlanmıştı. Tekke, zaviyeler kapatılmış, çağdaş ve laik ilkeler doğrultusunda eğitime geçilmişti. 
Tekke ve zaviyeler de yuvalananların çıkarlarına dokunul muştu. Buralarda yuvalananlar gizlilik içinde çalışmalarını sürdürüyor, yapılan devrimlere karşı çıkmak için hazırlık lara başlamışlardı... 
Nakşibendi Tarikatı şeyhi Esat Efendi İstanbul-Erenköy’deki köşkünde müritler, halifeler yetiştiri yordu... Bunları Anadolu’nun değişik yörelerine göndere rek hazırlıklar içindeydi devrimlere karşı çıkmak için... En önemli müridlerinden biri olan Manisa Askeri Hastanesi imamlığından emekli İbrahim Efendi’ydi. Manisa ve çevresine gönderilmişti. Ara sıra kendisine para da yollanmaktaydı. 
Manisa-Muradiye Camiinde görevlendirilmişti. Özellikle gençleri, esnaf ve zanaat çıraklarını, darlık çeken esnaf ve yoksulları, yakın çevredeki köylüleri etkilemeye çalışıyor du. Tarikatına katılanlara gönderilen paralardan da vermekteydi... 
1928 de yapılan Anayasa değişikliğinde “Devletin dini İslamdır” maddesi çıkarılmıştı. Bu yenilik bir takım gerici-dinci çevreleri tedirgin etmişti. Bu çevreler taraftarlarını arttırmak, zamanı gelince harekete geçerek, Cumhuriyeti yıkmak, yenilikleri ortadan kaldırmak için fırsat kolluyorlardı... 
Müridlerden biri de Girit’li bir göçmen olan Derviş Mehmet’ti... Bir toplantıda kendini “Mehdi” ilan etmişti. İnançlarına göre “Mehdi” dünyanın herhangi bir yerinde görülünce eylem, kalkışma başladı demektir. Sancak çıkarılacak, altına sığınmayanlar kafir ilan edilecek, kanları helal olacaktı. 
Eylem için İstanbul’daki liderleriyle yoğun bir haberleşme, ilişki kurularak hazırlıklar yapıldı. Kaldıkları köylerde uyuşturucu sigara içerek ve zikirler çekilerek ilerlemeye başladılar. Mehdiye kurşun işlemez, ölmez olduğuna inanıyorlardı... Çevreye de böyle yaydılar. 
23 Aralık 1930... Sabah namazından önce Menemen’e geldiler. Çarşı içindeki camiye gittiler. Namaza gelen az sayıdaki insanları da korkutarak, propaganda yaparak, karşı çıkanları tehdit ederek kendilerine katılmaya zorladılar. Camideki yeşil sancağı alarak Belediye Meydanına gelerek; “-Şapka giymek günahtır, artık zındıkların borusu ötmeyecektir. Şeriat devleti kurulacak” diyerek havaya ateş etmeye başladılar. Önce Jandarma Komutanı Yüzbaşı Fahri” dağılmalarını, evlerine gitmelerini” öğütledi. “Derviş Mehmet” -Ben şeriat ilan ettim, çekil karşımdan” diyerek onu tehdit etti. Tek başına olan Yüzbaşı Menemen’in hemen dışında konuşlanmış olan 43. Piyade Alayı’ndan yardım istedi. Kışlada acemi askerleri eğiten yedek subay Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay’a birliğiyle hareket etmesi emri verildi. Tabancasını bile almadan, manevra mermileri bulunan birliğiyle hareket etti.  İsyancılara silahlarını bırakmalarını, teslim olmalarını istedi. Kardeş kanı dökülsün istemiyordu. Öğütlerini dinlemediler... Cumhuriyet subaylarına kin ve nefret duyan Derviş Mehmet Kubilay’ı silahıyla vurdu. Yaralanmıştı... Zorlukla camiye gitmeye çalıştı. Birliği ateş açtı... Mermileri kuru sıkıydı... “Bakın! Mehdi’ye kurşun işlemiyor” diyerek halkı kandırdılar... Bir adamıyla Kubi lay’ın başını taşa dayadı... Henüz canlıydı Kubilay. Torbasından çıkardı ğı testere ağızlı bağ bıçağıyla başını gövdesinden ayırdı. Sancağın tepesine bir iple başını bağladılar. Çarşı bekçilerinden Hasan ve Şevki isyancılara engel olmaya kalkıştılar, onları da şehit ettiler. 
Az sonra alaydan yetişen makineli tüfek birliği komutanı “Teslim olun” uyarısında bulundu. Uyarıları dinlemediler, kendilerine kurşun işlemediğini iddia edenler üzerine ateş açıldı. Derviş Mehmet ve iki adamı anında öldüler. Ötekiler çil yavrusu gibi dağıldılar. 
Bu olayı duyan ve çok üzülen Atatürk 27 Aralık 1930 da Genel kurmay Başkanlığına gönder diği mektupla kısaca şöyle diyordu: “Büyük ordunun karaman genç subayı, Cumhuriye tin değerli öğretmeni Kubilay Bey, temiz kanıyla Cumhuri yetin ölümsüzlüğünü tazelemiş, güçlen dirmiş olacaktır” 
Şehit edildiğinde henüz 24 yaşında olan Mustafa Fehmi Kubilay, Bursa Öğretmen Okulu’nu bitirdikten sonra 1926 da Aydın‘da öğretmenliğe başlamış, 1929 da askerlik görevine başlamıştı. Evli ve bir çocuk babasıydı. Menemen’de toprağa verildiler iki bekçi şehitle birlikte. Ayyıldız Tepe’deki anıtlarında şunlar yazılıdır. 
“İnandılar, dövüştüler, öldüler. 
Bıraktıkları emanetin bekçisiyiz” 
Bu olay, devrimlere başkaldıranların saf ve temiz vatandaşla rımızı hangi yöntemlerle kandırıp, acı sonuçlara neden olduklarını göstermektedir. Cumhuriyetimize ve temel niteliklerine içten bağlı bir Türk gencinin, öğretme nin, subayının görev bilincine, üstün cesaretini gösteren, ders alınması gereken çok acı bir olaydır. 

KAYNAKLAR 
1- Turgut Özakman, Cumhuriyet-Türk Mucizesi 2. Kitap, Syf 404-409 Bilgi Yayınevi, 27. Basın 2010
2- Hasan İzzettin Dinamo, Kutsal Barış, 6. cilt 
3- Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, Atatürk Kültür ve Tarih Yüksek Kurumu, 2. Cilt 
4- Şevket Sürreya Aydemir Tek Adam, 3. Cilt, Syf 401-402- Remzi Kitabevi 
5- Lord Kinross, Atatürk- Bir Milletin Yeniden Doğuşu, Syf 686-687, Sander Kitabevi 
6- Andrew Mango, Atatürk-Modern Türkiye’nin Kurucusu, Syf 545-547 Remzi Kitabevi