CUMHURİYET VE ANKARA

Ürer Konak Profil Resmi
Ürer Konak

1.Paylaşım Savaşı sonunda emperyalist devletlerin karşısında yenilgiye uğramıştık. Osmanlı yok edilmiş, Türk Ulusu tarihten silinmek istenmişti. Vatan paylaşılmaya başlamıştı. 
1877-78 den beri kesiksiz savaşan evlatlarımız Balkanlar, Suriye, Hicaz, Kafkas, Yemen, Kanal Galiçya ve Çanakkale’de şehit düşmüştü. Ülkem, yoksulluk, perişanlık ve ümitsizlik içinde kalmıştı. Anaların gözyaşları dinme mişti. Orta Anado lu’ya sıkıştırılarak yok edilmek, silinmek istenilen Türk Ulusu çaresizlik, ümitsizlik içinde çırpınıyordu. 
İşte bu durumda M. Kemal çıktı ortaya... Binlerce yıl bağımsız yaşamış, çok sayıda devlet kurmuş milletimizin önderi oldu... Kenetlendi çevresinde inançlı bir avuç vatansever... Müdafa-i Hukuk Dernekleri kuruldu. Amasya Genel gesi, Havza Bildirisi ve Kongreler... Ankara’ya geliş (27 Aralık 1919) ... Ve T.B.M.B. nin açılışı (23 Nisan 1920)
Neden Ankara?  Tarihi iyi bilen M. Kemal, Anadolu Selçuklu Devleti’nin yıkılışından sonra kurulan küçük Ahi Beyliğinin başkenti burasıydı... Ankara’ya geldiği tarihten itibaren Kurtuluş Savaşı mızın eylemli merkezi olmuştu. O zaman nüfusu 20 bin olan, toz içinde, yoksul, bakımsız bu kentimiz büyük destek vermiş, M.Kemal ve arkadaşlarını bağrına basmıştı. 
Mücadele başlatıldı... Ordu yoktu, dağıtılmıştı. Silah, cephane yoktu.. Analar, babalar çocuklarının çoğunu yıllar süren savaşlarda yitirmişlerdi. Askere alınanlara çarık bile bulunamıyordu. Yün çoraplarını iplerle sıkıca bağlayıp savaşıyorlardı. “Kağnı Komutanlığı” bile kurulmuştu. Kurtuluş Savaşı kahramanlarından bir subay olan Halil Nuri Yurdakul’un anılarından birini yazmak istiyorum.” 
- Bir gün karargah penceresinden, eğitim yapan askeri birliğin atları arkasında koşuşup, eteklerine, birbirlerini iterek ve kapışa rak birşeyler dolduran kadınlar gördüm. Hemen emir erime emrederek; o kadınları, ne toplu yorlarsa onlarla beraber karargahıma getirmesini istedim. Az sonra dört-beş köylü kadını eteklerine topladıkları şey lerle beraber odama getirdi. Kadınlar iyice korkmuş, renkleri sapsarı, bana yalvarmaya başlamışlar ve suçsuz olduklarını söylemeye çalışıyorlardı. Renkleri belli olmayan  yüzlerce yamalı giysileri içinde, üstleri başları adeta dökülüyordu. Eteklerini açtığımda eteklerinin at pislikleri ile dolu olduklarını gördüm. Bunları ne yapacaklarını sordum. İçlerinden birisi dışkı içinden bir arpa danesi bulup bana gösterdi: “-Ha bunları toplar dışkıdan (at pisliği) ayırır, temizler, yıkar, öğütür ekmek yaparız. Babasız yetimlere yediririz” diye yanıt verdi. 
Dört yıl süren 1.Paylaşım Savaşı  da yüzbinlerce can almıştı... Ve ülkede yüzbinlerce öksüz, yetim ve dul bırakmıştı. İşte, biz Kurtuluş Savaşımızı böyle daha nice yokluklar içinde kazandık.” (Prof. Dr. Yurdakul Yurdakul, Atatürk’ten Hiç Yayınlanmamış Anılar, Truva Yayınları, Ocak 2009, syf 55) 
Kendisi de Ankara’yı neden hükümet merkezi yaptığını şöyle açıklamıştı M. Kemal; “Ben Ankara’yı bambaşka hedeflerle hükümet merkezi yaptım. Türk’ün bu çorak, toz, toprak içersinde ve de kayalıklar üzerine kurulmuş arazideki Ankara’nın, bir gün gelecek yeşil alanların, yeşil sahaların, yemyeşil ağaçların arasındaki villaların, binaların yer aldığı Türkiye’nin en güzel bir büyük şehri ve de bir hükümet merkezi olarak görüleceğini vurgulamak isterim. Bunu hepimiz tüm dünya görecek ve bu o kadar yakında olacak ki...”  (M. Kemal Ulusu, Atatürk’ün Yanıbaşında Çankaya Kütüphanesicisi Nuri Ulusu’nun Hatıraları. Doğan Kitapları, Ocak-2009, Syf 115) 
Cumhuriyet’in ilanından önce (6 Ekim 1923) Ankara resmen başkent yapıldı. Bu Cumhuriyet’in ilanını kolaylaştırdı. 
Büyük devletlerin temsilcileri bir bekleyiş içindeydiler. Ankara’nın başkent oluşunu benimsemediler. İstanbul’da elçiliklerini kapatıp Ankara’ya gitmediler önceleri... Beklentileri vardı. İstanbul’da padişah-halife oturmaktaydı. Padişah-halifeye emirlerini, isteklerini yaptırıyorlardı. İsmet İnönü anılarında şunları anlatıyor: “-Bizimle ilişki kuran devletlerin temsilcileri, “Dur bakalım, dev letin durumu ne olacak?” diyorlardı. 
M.Kemal, Ankara’da elçiliklerini açacak olan devletlere parasız arsa vereceklerini, kolaylık göstereceklerini duyurdu. Cumhuriyet’in ilanın dan sonra resmi bayram kutlamaları, Cumhuriyet baloları, törenler hep Ankara’da yapılmaya başlandı.
Yavaş yavaş devletler Ankara’ya büyük elçiliklerini taşımaya başladılar. En son İngilizler 3 Haziran 1929 da elçiliklerini taşımak zorunda kaldılar... İngiltere Ankara’yı tanımak zorunda kaldı. 
M. Kemal,   “-Cumhuriyet fazilettir” diyordu. “Cumhuriyet ahlaki fazilete dayanan bir idaredir. 
Sultanlık, korku ve tehdide dayanan bir idaredir. 
Cumhuriyet yönetimi namuslu insanlar yetiştirir. Sultanlık ise korkuya ve tehdide dayandığı için korkak, alçak ve rezil insanlar yetiştirir.  
Aradaki fark bunlardan ibarettir” diyordu. 
(Yılmaz Özdil, M.Kemal Kırmızı Kedi Yayınevi, Ekim 2018, Syf 154) 
1923 ten beri büyük coşkuyla, onurla kutlanılan Cumhuriyet Bayramları son yıllarda eski çoşkunluğunu yitirmeye başladı. O, kutlamalar kalmadı... 
“Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz” diyerek gençlerimize bu görevi yüklemiştir. Gücünü gençlik “Damarlarındaki asil kandan” alacaktır. 
95. yılımız kutlu olsun... 
Nice bayramlara..