19 MAYIS RUHU

Ürer Konak Profil Resmi
Ürer Konak

Samsun’a ayak basmasıyla başlayan kurtuluş hareketi iki yönlüdür. İlki emperyalizme karşı “tam bağımsızlık”, ikincisi ise “saraya, sultana karşı” milli hakimiyet olarak belirtilebilir. 
Emperyalist ülkeler özellikle Kanuni döneminden itibaren sağladıkları “Kapitülasyon=ayrıcalıklarla ekonomik açıdan Osmanlı’yı çökertmeye başlamışlardı. Bu ayrıcalıklar daha sonraki yıllarda hemen hemen tüm Avrupa’lı devletlere tanınmıştı. İlk borç antlaşması müttefik Fransa ve İngiltere ile 1853-1856 Kırım Savaşındaki olağanüstü harcamaları karşılamak amacıyla yapıldı. İngiltere’den 3 milyon İngiliz sterlini borç alındı. Bu borç 20 yıl içinde 238 milyona yükselmiştir. 1881 de borçları-faizleri ödeyemeyince devlet gelirlerinin büyük bir kısmı Avrupa denetimine geçti. Düyun-u Umumiye (Genel Borçlar İdaresi) kurularak alacaklarını almak ve denetlemek üzere kuruldu. 
Lozan Antlaşmasıyla Osmanlı borçlarının bir kısmı Türkiye’ye ve bizden ayrılan diğer devletlere devredildi. 161 milyon liralık borcun 107 milyonluk kısmını, yani yaklaşık % 67 sini ödemeyi üstlendik. Bu borç 99 yılda ödenecekti. Tüm borçlarımızı öngörülen süreden önce 1954 yılında bitirdik.  Nutuk’ta anlattığı gibi “Temel ilke Türk milleti’nin onurlu ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. 
Bu amaç “tam bağımsız” olmakla sağlanır. Bağımsızlıktan yoksun bir millet, uygar insanlık karşısında uşak durumunda kalmaktan öteye gidemez” 1854 ten başlayan borçlanma, yüzyıl sonra ancak 1954 te bitirilebildi... Bu arada 19 Mayıs ruhunun ilk ilkesi olan “tam bağımsızlığı” sağlamak için neler yapılmadı ki... Demir yolları, madenlerimiz yabancıların elinden alındı. Üreten fabrikalar kuruldu. Çiftçiyi ezen vergiler kaldırıldı. Üretimi arttırıcı önlemler alındı. Ülkede açılmış olan yabancı okullar denetim altına alınarak Milli Eğitim Bakanlığı’mıza bağlan dı. Üniversitelerimiz, yüksek okullarımız açıldı. Hastanelerimiz açıldı. Çağdaşlığa giden devrimler yapıldı. 
Atatürk, milletin ruhundaki o bağımsızlık meşalesini tutuşturmak için Anadolu’yu adım adım dolaştığı 1919 yılıydı. Erzurum yolundadır. Erzurum’un Ilıca ilçesi yakınlarında tunç yüz lü bir ihtiyarla karşılaştı... Selamlaştılar: 
- Ağa, böyle nereden geliyorsun? İhtiyar : - Paşam, Rus Erzurum’u işgal ettiğinde muhacir olup Çukurova’ya gitmiştim. Şimdi köyüme dönüyorum.” der. M. Kemal, durumun kötü olduğunu söyleyerek buralara dönmesinin pek uygun olmadığını, kışın sıkıntı çekebileceğini anlatır. Sonunda da:  - Ağa, der. Yoksa oralar da geçinemedin mi? Ağa hemen yanıt verir : - Yok Paşam, Çukurova cennet gibi bir yer. Bir eken yüz biçiyor. Allah millete zeval vermesin. Bize tarla da verdiler, çayır da... Ben iki evladımı bu vatan için şehit verdim... Yalnız son günlerde işittim ki, İstanbul’dakiler bizim Erzurum’u Ermenilere vereceklermiş. Geldim ki göreyim, bu “nametler” kimin malını kime veriyorlar? 
Bu sözler gözlerini yaşartır. Yaşlı gözlerle arkadaşlarına döner :   - Bu milletle neler yapılmaz!” dedikten sonra ihtiyarla vedalaşır...           
19 Mayıs, onursuzca ve aşağılanarak yaşa maktansa onurluca ölmenin esas alındığı tarihtir... 
19 Mayıs, Mustafa Kemal’in içinden çıktığı milletini bilerek ve milletine güvenerek yapacağı işleri gerçekleştirmek azmi ve kararıyla göreve atıldığı gündür... Onun başarılarının altında yatan en büyük etkenin “milletine olan güveni” olduğunu görürüz. Samsun’dan binbir güçlükle karaya çıkmıştır... Ordunun elinden silahları alınmış, cephanelerine el konulmuş, ülke yer yer işgal edilmiştir. İskelede kendini karşılayanlar arasında üstübaşı yırtık, ayakkabıları patlamış, silahsız bir asker görür. Yüzünün rengi bakıra dönmüş, yağları eriyip; kemik ve sinir kalmış bu Türk askeri ağlamaktadır... 
Askere sorar : 
- Asker ağlamaz arkadaş, sen niye ağlıyorsun?
Asker irkilir, başını kaldırır. Bu sesi tanımıştır, bu yüz ona yabancı değildir. Hemen doğrulur ve Anafartalar’daki komutanını çelik bir yay gibi selamlar. 
- Söyle niçin ağlıyorsun, oğlum? 
Bu Anadolu’nun yanık yürekli çocuğu içini çeker: 
- Düşman memleketi aldı. Hükümet beni terhis etti. Silahımızı elimizden aldılar 
Ben toprağıma giren düşmanı ne ile öldüreceğim?
O anda gözleri dolar M. Kemal’in... 
Elini askerin omuzuna koyar:
- Üzülme çocuğum, der. Gel benimle! 
Ve Samsun deposundan giydirilip, silah verdiği, yanına aldığı ilk Mehmetçik olur. 
19 Mayıs 1919 yok edilmek istenen bir milletin var olma destanının yazılmaya başlandığı karanlık bir dönemde aydınlık bir tarihtir. 
Anadolu’da kurulmaya başlanan Müdafa-i Hukuk dernekleriyle sarayın emirlerine karşı çıkmaya, kurtuluşun çaresini bölgesel olarak sağlamaya çalışan halkıyla bütünleşir. 
Erzurum ve Sivas’ta bu bölgesel kurtuluş çareleri arayan dernekleri birleştirir. Halkın egemenliğine giden yolda ilk adımlar atılır... Hakkında idam fetvaları yazılır, başlatılan kurtuluş hareketini engellemek için Hilafet Orduları kurulur, iç ayaklanmalar çıkartılır. 
23 Nisan 1920 de T.B.M.M. si kurularak saraya, saltanat-hilafete karşı “milli hakimiyet, ulusal”   egemenlik sağlanır. 
100. yılına eriştiğimiz bu destanın başlangıç günü Türk Milleti’ne kutlu olsun!
19 Mayıs ruhu Türk Gençliğinde yaşayacaktır...