ULUSAL EGEMENLİĞE GİDEN ÇETİN YOL

Ürer Konak Profil Resmi
Ürer Konak

30 Ekim 1918 de Mondros Ateşkes Antlaşması imzalanmıştır. Devletin başkenti İSTANBUL işgal edilmiştir. Padişah-halife işgalcilerin acımasına sığınmıştır. Ulusumuz başsız kalmış, çeşitli yörelerimizde kurulan Müdafa-i Hukuk örgütleri yörelerinin haklarını koruma telaşına kapılmışlardı. Azınlıklar parçalanmayı hızlandırmak amacıyla kışkırtılmaya başlanmış, onlar da örgütlenerek parçalanma hızlandırılmaya çalışılmıştır.

19 MAYIS 1919 da M. Kemal, bu koşulları ve ortam içinde SAMSUN’a çıktı. İlk yaptığı iş, savaşlardan yorgun çıkmış ordularımızın başlarındaki komutanlar oldu... Onlara Anadolu ve Rumeli’deki Müdafa-i Hukuk örgütlerinin birleştirilmesini, Sivas’ta toplanılmasını, bir merkez kuruluş, bir merkezi organ oluşturulmasını önermiştir. Böylece birlik sağla nacaktır. Kurtuluş Savaşımızın ilk adımını böylece atmıştır.

İkinci adım 28 MA YIS 1919 da HAVZA’da atılmıştır. Halkla, sivil-asker yöneticilerle, din adamlarıyla konuşmuştur. Valiliklere, kaymakamlıklara, ordu komutanlarına buradan bir genelge yayınlayarak işgali veren, dünyada kamuoyu oluşturmak amacına yönelik büyük, coşkulu toplantılar, gösteriler düzenlenmesini istemiştir...

Yeni bir yetkili organ kurma, bunu halka yansıtma, eyleme dönüştürmeyle ilgili ilk büyük girişimini de 22 HAZİRAN 1919 da AMASYA’da yayınladığı genelge ile atmıştır. Ordu komutanlarıyla kararlaştırdığı “ulusal kongre” ve “ulusal kurul”la ilgili kararlar tüm yurda gönderilmiştir. Her sancaktan üçer kişinin seçilerek Sivas’a gönderilmesi istenmiştir. “Ulusun bağımsızlığını yine ulusun kesin kararı ve direnişinin kurtara cağını” açıklamıştır.

Bu genelgeyle dış dünyaya, işgalci devletlere şöyle denilmiştir: “Padişahın hükümeti Türk Ulusu nu temsil etmemektedir. Bir anlaşma yapmak, konuşma yapmak, bir söz söylemek istiyorsanız “bizimle” ulusal kongrenin seçeceği temsilcileriyle konuşacaksınız, tartışacaksınız, anlaşacaksınız”

Bu aşamada M. Kemal, henüz bir “Meclis”ten bir yeni “Hükümet”ten, biçiminden, örgütünden söz etmemiştir. Ama her adımı, her davranışı yeni düzene, yeni yönetime yeni “devlete” yeni bir “yetke”ye yöneliktir.

Bu olaydan sonra İstanbul’a geri çağrılmıştır. 7-8 TEMMUZ 1919 da görevinden ayrılmış, rütbesiz bir vatan evladı olarak görevine devam edeceğini bildirmiştir. 23 TEMMUZ 1919 da Erzurum Kongresi toplanmıştır. Bu kongre toplanış şekli bakımından bölgesel nitelikte, fakat aldığı kararlar yönünden “Ulusal” niteliktedir. “Ulusal güç etkin, ulusal egemenlik yetkin” kılınacaktır temel kural olarak benimsenmiş ve açıklanmıştır. Tüm ulusun kendi yazgısı üzerinde karar sahibi olduğu, olacağı belirlenerek yeni bir “yetke=otorite” ve “birlik” yaratılmaya çalışılmıştır. M. Kemal, oluşturulan “Temsilciler Kurulu”na başkan seçilmiştir.

Ulusal birliği sağlama, yetke-otorite oluşturmada Erzurum’dan sonra ikinci büyük aşama Sivas kongresidir. Burada “Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Derneği” kurularak ulusal eylemi, direnişi yürütme görevi “Temsilciler Kuruluna” ve başkan seçilen M. Kemal’e verilmiştir. Henüz ortada bir “Meclis” yoktur. Yeni ulusal meclis kuruluncaya dek bağımsızlık savaşını bu yeni seçilen “Temsilciler Kurulu ve başkanı seçilen M. Kemal” yönetecektir. Artık yabancılar, işgalciler bu yeni oluşumu görmeye, tanımlama ya başlamışlardır. Alınan kararlardan biri de İstanbulla haberleşme kesilmiştir. Bunun sonucu Damat Ferit Paşa Hükümeti istifa etmek zorunda kalmış tır. 20-22 Ekim 1919 da Amasya Görüş melerinde “Temsilciler Kurulu”nu siyasi bir güç olarak tanıyarak, yeni “Mebusan Meclisi”nin toplanmasını, seçimlerin yapılmasını İstanbul Hükümetine kabul ettirmiştir.

Erzurum ve Sivas kongrelerinde belirlenen düşünceler doğrultusunda hazırlanan “Misak-i Milli=Ulu sal And” İstanbul’da toplanacak olan Son Osmanlı Mebusan Meclisinde kabul ettirilmiştir.

“Misak-i Milli=Ulusal And”ın kabul edilme si, tüm dünyaya yayınlanması sağlanarak “Kurtuluş Savaşı”mızın yol göstericisi, ulusal isteklerinizin gerçekleştirilmesinde yeminimiz olmuştur. Ulusal sınırlarımız çizilmiş, bu sınırların içindeki ülkeyi ve toplumu hiçbir nedenle ayrılmaz bir bütün olarak görmüştür. Siyasi, adli, mali gelişmemizi engelleyen sınırlamalara karşı çıkılmıştır (28 OCAK 1920)

Bu çağrı üzerine 16 MART 1920’de işgalci güçler Meclis-i Mebusan’ı dağıtmış, Damat Ferit Paşa’yı yeniden başbakanlığa getirmiştir. Yeni kurulan Osmanlı hükümeti, Anadolu’da kurulan “Temsilciler Kurulu”nun otoritesini sarsmak, yok etmek için dinsel yöntemlere başvurarak Şeyhülislam Dürrizade’ye fetva yayınlatarak; M. Kemal ve arkadaşlarını asi ilan etmiştir. Öldürülmeleri dinsel bir görevdir” denmiştir. Buna karşılık aydın din adamlarımız Ankara Müftüsü Rifat Börekçi başkanlığın da karşı fetva yayınlamıştır.

Bu girişimler, M. Kemal ve arkadaşlarına ulusal boyutlarda bir yasama ve yürütme organı oluşturma fırsatı sağlamıştır. İstanbul’daki baskından kurtulan milletvekilleriyle, yeniden seçilen milletvekillerinden oluşan T.B.M.M. nin açılması kararlaştırılmıştır. Sınıfsal, siyasal, kültürel, mezhepsel, ırksal ayrılıklara bakılmak sızın, her kesimden, her sınıftan, her meslek ve mezhepten kişilerin meclise katılmaları seçilmeleri sağlanmıştır.

Samsun’dan başlayan bağımsızlık eylemi, yurdun, ulusun yazgısına el koymuştur.

Bu meclis kararlar alacak, yasalar çıkaracak, bu kararları ve yasaları kendi adına iş gören vekilleri kurulu ve bu kurulun başkanı olan Meclis Başkanı M. Kemal yürütecek, uygulayacaktır.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin üstünde hiçbir gücün olamayacağı dünyaya duyurulmuştur.

“Egemenlik kayıtsız, şartsız milletindir” ilkesi yürürlüğe sokulmuştur. Artık Kurtuluş Savaşımız Ankara’da 23 NİSAN 1920 de açılan T.B.M.M. si Mustafa Kemal ve arkadaşlarıyla yönetilecektir.